Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

S.C.net | July 22, 2017

Scroll to top

Top

3 Comments

Versene şu telefonu bir…

Versene şu telefonu bir…

Arkadaşınızla bir kafeteryada karşılıklı oturuyor ve bu gün hemen hemen bütün herkesin yaptığı gibi, karşıda oturan kanlı-canlı arkadaşınızla sohbet etmek yerine, cep telefonlarınız üzerinden sosyal çevrenizle iletişime devam ediyorsunuz. Bu sırada arkadaşınızın cep telefonu ekranında ilginç bir mesaj beliriyor ve bunu hemen sizinle paylaşmak istiyor. Neyse ki hemen karşısında oturduğunuz için size “yöneldirme” yapmasına gerek yok (ne de olsa internet ve SMS mesajları halen paralı). Size telefon ekranında gözüken o küçük yazılı mesajı gösteriyor.

Arkadaşınızın elinde tuttuğu telefonun ekranından mesajı okumaya çalışıyorsunuz önce ama, bu işin bir hayli zor olduğunu hemen fark ederek, uzanıp telefonu alıyorsunuz. Telefonu elinizle tuttuğunuzda, biraz öncekiyle aynı mesafeden bakıyor olsanız da, mesajı çok daha rahat okuduğunuzu fark ediyorsunuz (tabii bu sırada arkadaşınız büyük bir işkence çekerek, yegane eğlence kaynağı olan o minicik ekranı ne zaman geri vereceğinizi merak edip duruyor).

Artık fazlasıyla tanıdık gelen bir manzara…

Günlük hayatta oldukça sık yaşadığımız, basit bir meseledir bu. Fakat üzerinde “sinirbilimsel” olarak biraz düşününce, yine harika bilgiler ve hayret dolu bir kavrayış bizi bekliyor.

Hareketlerdeki uyum ve orkestranın usta şefi

Beynimiz, bir çok işlevinin yanı sıra, tüm beden hareketlerimizin eşgüdümlü bir halde ve amaca yönelik olrak gerçekleşmesini de sağlamakla görevlidir. Bu nedenle, bedenimizin her noktasından sürekli olarak çok yoğun bir bilgi akışı beyine ulaştırılmalı ve beynimiz de bu bilgilerden yola çıkarak, hareketlerimizi an be an kontrol etmeli, gerekli uyarlamaları saniyenin kesileri içinde icraata geçirmelidir. Bu (enerji açısından) oldukça pahalı ve karmaşık sistemin düzgün işlemesi sonucunda, günlük hareketlerimizi hiç farkında bile olmadan rahatlıkla gerçekleştirebiliyoruz.

Her bir hareketimiz, aslında bedenimizin bütün bölümleri ile bağlantılıdır. Kolumuzu uzatıp masanın üzerinden bir nesneyi alabilmek için, beynimizin sadece kolumuzu kontrol etmesi yetmez; gözümüzden gelen bilgilerle o cismin uzaklığını hesaplaması, bedenimizdeki tüm kas ve eklemlerden gelen bilgilerden yola çıkarak vücudumuzun anlık durumunu bilmesi, denge duyumuzun verilerini dikkatle takip ederek dengemizi koruyacak bir hareket planı yapması ve daha önceki harekete dair sayısız tecrübeden yola çıkarak “uzanıp alma” hareketinin nasıl yapılması gerektiğini planlayabilmesi gerekir.

Hareketleri gerçekleştirirken en önemli sorunlardan birisi, büyük oranda görsel canlılardan olan insanlarda, göz hareketlerinin bedenin yer değiştirme durumuna göre ayarlanmasıdır. Denge sistemi, beyincik ve beyin sapı gibi bölgelerde bulunan karmaşık bağlantılar, özellikle kafa hareketlerimiz sırasında görsel bilginin sabit bir şekilde akmasını temin etmek için gözleri sabitlemekle görevlidirler. Beden hareket ettiğinde de kafa ve gözler, bu harekete uygun bir şekilde sürekli kontrol edilerek, yeni durumlara eşlik etmelidir. Vücudumuzdaki yüzlerce kası ve her an hareket eden bedenimizi düşündüğümüzde, bu işin ne kadar karmaşık olduğunu hemen fark edebiliriz. Özellikle son derece hızlı hareket eden kuşlarda bu koordinasyon çok ileri düzeylerdedir.

VİDEO: Kuşlarda son derece gelişmiş olan baş sabitleme sisteminin ilginç bir gösterimi. Siz de deneyebilirsiniz!

Şimdi gelelim şu ufak günlük meselemize: Arkadaşınızın elinde tutarak size gösterdiği cep telefonu ekranından görüntüleri net olarak algılayamamanız, arkadaşınızın farkında olmadan yaptığı ufak beden hareketleri (ellerindeki hafif titremeler, kolunun yukarı-aşağı oynaması vb) ile sizin görsel sisteminizin doğrudan uyumlu ve eşgüdümlü olmamasından kaynaklanır. Siz telefonu elinize aldığınızda, el, kol ve diğer beden bölgelerinin hareketleri sürekli olarak beyninize geri bildirimle iletildiği için, gözleriniz, elinizdeki nesneye çok daha iyi odaklanabilir. Ellerinizi ne kadar hareket ettirseniz de yazıları kolayca okuyabildiğinizi fark edersiniz. Hatta elinize aldığınız cep telefonu ile yürüseniz bile ekrandakileri okumakta bir zorluk çekmeyeceğinizi fark edeceksiniz.

Buradaki çok incelikli ayar noktası aslında şudur: Eğer gözleriniz, elleriniz veya gözleriniz hareket ettiği zaman, ona yetişmek için ayarlanıyor olsaydı, hareketlerle gözün o hareketlerin sonuçlarını yakalaması arasında önemli bir zaman farkı doğacaktı. Halbuki, siz harket ettiğinizi bile fark etmezken, beyniniz, en küçük hareketinizi bile önceden tahmin ederek, olası konum ve pozisyon değişikliklerine göre gözünüzü ve bedeninizin diğer hareketli parçalarını “önceden” ayarlar. “İleri bildirimli” refleks dediğimiz bu acayip durum, hayatımızı kolay yaşamamız için en çok ihtiyaç duyduğumuz zihinsel kuvvetlerimizden birisidir. Bu “tahmin” sistemi sayesinde, günlük hayatımızın büyük bir kısmında kullandığımız son derece karmaşık (düğme ilikleme, yürüme, kapıları açma, çiğneme, dans etme gibi) hareketleri, bilincimizi hemen hemen hiç kullanmadan gerçekleştirebiliriz. Kısacası, biz yorulmayalım diye beynimiz arka planda sürekli çalışarak, her bir harketimiz için önümüze adeta “kırmızı halılar” serer… Peki bilncimizi ne zaman kullanılırız? Sadece yeni ve beklentilerimize uymayan durumlar söz konusu olduğunda bilinç devreye girer ve bu “yeni” sorun çözülene kadar, bilincimizle meselenin üzerine eğiliriz. Ama bir kez çözülünce, yine “otomatik pilotta” yaşamımıza devam ederiz.

Beklentiler ve sonuçlar, beynin en önemli karar verme ipuçlarını oluşturur. Virazjlı bir yolda ilerleyen bir araçta bir çok insanın başına gelen hareket hastalığı (yahut yaygın bilinen adıyla araç tutması) da işte bu beklenti ve sonuçların beyin açısından uyumsuzluğu ile ilgilidir. Aracın içinde pasif olarak oturan yolcular, aracın sarsıntı ve savrulmalarını önceden tahmin edemedikleri için, sinir sistemi anlık düzeltmeler yapmak zorunda kalır ve bazı hassas kişilerde bu durum mide bulantısı ve sersemlik gibi hislerle kendini gösteren hareket hastalığını netice verir.

Ve bu yüzden, aracı bizzat kullanan kişilerde neredeyse hiç bir zaman “araç tutması” belirtileri görmezsiniz…

Bu konu vesilesiyle son bir mesaj daha verelim:

Biraz sakin kafayla günlük hayatınıza yakından bakmayı başarabildiğiniz her an, zihninizin size fısıldayacağı harika bir mesajı karşınızda bulma şansınız oldukça yüksek…

Yorumlar

  1. Gerçekten harika! Bir insan, telefonu başkası tutunca yazıların rahat okunamadığı gerçeğini alışılagelmişlik perdesini yırtarak nasıl fark eder ve üstüne nasıl merak edip de araştırır aklım almıyor. Günlük hayatta çok fazla karşılaştığımız ama gözümüzden kaçan muhteşemliklerin gözler önüne serilmesi heyecan verici.

  2. batuhan

    Böyle şeyleri okudugun zaman ben bunu zaten biliyordum diyesi geliyor insanîn

  3. erhan

    8 yıl öncesine kadar seyahat etmeyi çok sevdiğim için sebepli sebepsiz uzun seyahatlere çıkardım.Yolda olmayı seviyorum.O zamanlar aracım yoktu ve genellikle otobüslerle ya da arkadaşımın şoförlüğünü yaptığı bir araçla seyahat ederdim.Ne eski model otobüslerle,ne hızlı kullanan arkadaşımla , ne sert virajlı yollarda, ne de en bozuk yollarda midem bulanırdı.Kolay kolay uyumaz yolu izler ve hiç rahatsız olmaz,mide bulantısı bilmezdim.Son 8 yıldır uzun süreli araç kullanmam gereken bir işte çalışıyorum.Aracı ben kullandığım için belirttiğiniz sebeplerden dolayı mide bulantısı yaşamamamı anlayabiliyorum.Ancak burası önemli : ” ARTIK BAŞKASININ KULLANDIĞI ARAÇLARLA DÜZ YOLDA DAHİ UZUN SÜRE SEYAHAT EDEMİYOR,BAŞ DÖNMESİ VE MİDE BULANTISI YAŞIYORUM ” . Acab beynimiz ya da nedir doğrusu bilemiyorum , sistemimiz mi demeliyim , bazı deneyimleri unutuyor mu ? Ya da ” kullanılan gelişir,kullanılmayan körelir ” ilkesi gereği , bazı deneyimlere verilecek tepkileri gerçekleştirmedikçe sistemimiz de mi köreliyor.Mesela uzun süre başkasının kullandığı araçla yine seyahatlere başlasam yeniden bu duruma gerekli tepkiyi vermeyi mi öğretmiş olacağım , beynime/sisteme ? Böyle olacağını tahmin ediyorum.Teşekkürler,saygılar…

Yorum Yollayın Bilelim