İnsan neden kitap yakar?

On üçüncü yüzyıl başlarında Moğol istilası koca bir Beyt-ül Hikme kitaplığını yok etti. Katolik Vatikan yönetimi dönem dönem nice basılı eseri yakarak yok etti. Adolph Hitler görüşüne uymayan tüm kitapları toplatıp meydanlarda yaktı. Cumhuriyet Türkiyesi daha dün evlerden kitaplar toplatıp imha ederdi. 

Evvelki gün de serserinin biri, bir Kur’an nüshasını yaktı.

Sahi, insan neden kitap yakar? Yakarak tüm nüshalarını ortadan kaldırmak için mi? İçindeki fikir ve öğütleri yok etmek için mi? Elbette hayır. O zaman biraz daha düşünelim…

Bu bir ifade midir? İfade özgürlüğüne girer mi? Saçma! İfade edecek fikri olsa, yakmaz, söndürürdü. Fikri olsa anlatırdı; anlatılanı yok etmeyle uğraşmazdı.

Kitaplar, içinde insani fikirlerin, öğütlerin, mesajların, hayallerin veya kurguların, öğretilerin yazıldığı sayfalardan oluşur. Kitap okundukça bu içerikler zihinlere yayılır, şekillenir, farklı farklı anlaşılır, insanların düşüncelerine yön verir. Söz etkileyicidir, kitap da öyle. Hele ki etkili fikirlerin, öğütlerin ve kurguların olduğu kitaplar bizi bambaşka insanlar yapma potansiyeli taşırlar. Fikirlerimizi değiştirebilirler. Bize görmediğimiz, düşünmediğimiz, belki düşünemeyeceğimizin fikirlerin kapılarını açarlar. Bizi her zaman düşündüğümüzden farklı düşünmeye zorlarlar.

Bazı kitaplar, düşünceleri ve ezberleri değiştirdiği için düzenleri değiştirme potansiyeli taşır. O düzenleri koruyanlar, o düzenlerden ve sistemlerden beslenenler, böyle kitapları sevmezler. O kitapların yokluğu, varlıklarından daha iyidir onlar için. Bazı kitaplar ise zihinler inşa eder. Başka zihinlerle yaşamaya alışık olanlar, o farklı zihinleri sevmezler. O nedenle o zihinleri inşa eden metinleri de sevmezler. Onlar için o kitapların yok edilmesi daha iyidir. Yahut bazı kitaplar etrafında bir kültür, bir medeniyet inşa eder. O kültürü, o medeniyeti düşman görenler, kitabı da düşman görür ve yok etmek isterler.

Fakat bunlar nadiren kitap yaktırır insanlara. Kitaplar ve bayraklar, o kitaplara ve sembollere değer veren insanlara bir savaş ilanı, bir karşıtlık gösterisi olarak yakılır. Amaç onları tahrik etmek, onların en değerli varlıklarını hiçe saydığını göstermektir. Arada bir kutsal kitapları yakmaya yeltenen ahmakların ortak mesajı budur mesela. Ne çare ki çoğunlukla başarılı olur bu istek. Kitabı yakılan, kitabı yakana öfkeyle saldırır; saldırmazsa galeyan içine tel’in eder. Böylece herkes mutlu olur ve sonraki kitaplar, bayraklar ve simgeler, gerektiğinde yakılmak için sıraya girerler adeta…

Ama kitap yakanda bir başka duygu daha vardır. Kitabı yakan, kitaptakinden korkar. Korktuğu için maddeleşmemiş, gerçekleşmemiş düşünceleri, mesajları yakarak ortadan kaldırmak ister gibidir. Bir medeniyetin kutsiyet atfettiği bir metni uluorta ateşe veren bir sersem, aslında o medeniyetten korkar. Ona savaş ilan etme, onu yok etme isteğiyle yanar tutuşur. İşte o ateş, kitaba sıçrar önce. Kitabı yakan korkak olandır. Kitabı yakan güçsüz olandır.

Öyle kitaplar vardır ki insanda yepyeni bir zihin inşa eder. İnanan Müslümanlar için Kuran öyledir. Ona Kur’an-ı Kerim deriz biz. Yani okunanların, seslendirilenlerin en mütekamili, en gelişmişi. Bizzat o kitaptan biliriz ki esas okunacak olan şu evrendir, okumanın amacı da şu insandır. İnsana işaret eden bir öğüttür o, bir hatırlatıcıdır. Kutsiyeti işaret ettiğinden gelir.

Ama o kitaba gösterilen hürmet seviye seviyedir. O kitabın içeriği ile hâl eden, onun mesajını yaşayan, kitabı yakmaya kalkana üzülür. Onun habersizliğiyle kederlenir ve dertlenir. Kitabı sözlerinden değil de harf, mürekkep ve kağıdından ibaret sanan, duvarına asıp, kitaplığına dizip kendince hürmet gösteren ise, korkusundan kitap yakana kızar, öfkelenir, galeyana gelir. O kitap garezde ve öfkede değil, akletmede ve inşa etmede birleşmeyi öğütlerken, adeta kitabı yakana alkış tutarcasına, onun tam da istediği gibi, öfkeden yanan tehlikeli bir yığına dönüşebilir. Bunu kitabın kudsiyeti adına yaptığını zanneder. Kitabı yakanın muhatabı zaten onlardır.

Bir de “kitabım yakıldı” diye rant devşiren siyasi yüzsüzler vardır. Sistem beslemeli, dalkavukluktan gayrı sermayesi olmayan, düşmansız var olma yolu bilmeyen, düşük ve düşkün tiplerdir bunlar. Kanaat önderi görünüp de hiç kanaati olmamışları bile vardır. Tel’in ettikleri eylemin yarattığı düşmanlıktan maddi-manevi rant devşirme sevdalısı alçak ruhlardır çoğu. Kalabalıkların galeyanına benzin döküp kendi hiçliklerini kara çevirmeye çalışmaktan geri duramazlar. Bu alçaklar, insanlığın dibi, şu dünyanın yüz karası varlıklardır.

İnsan neden kitap yakar?

Bu soruyu hiç sormadan olur mu?

Olmaz. Olursa daha çok kitap, daha çok insan yanar. Bu aslı cennet olan dünya, bu aptallıklarla cehennem olamaya devam eder gider.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on email
Email
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on linkedin
LinkedIn