İslam ve müzik üzerine

Düşünceler, Güncel, İslam ve Bilim

Yıllardan beri İslami çevrelerde “müziğin haram olup olmadığı” tartışması sıklıkla gündeme gelir. Son günlerde bir ilahiyatçının açıklamaları da yine gündemin ibresini kısa süreliğine de olsa bu yöne çevirdi. Yakın geçmişte İslam dinini seçen bazı yabancı müzisyenlerin ilk iş olarak müziği bırakıp tövbekar olduklarını çok okuduk. Ama bunlardan en ünlüsü olan Yusuf İslam (Cat Stevens) geçen yıl tekrar müziğe döndü, turnelere başladı ve hatta heavy-metal müziğin çılgın vokalisti Ozzy Osbourne ile sahne bile aldı! Bu tartışmalar bitecek gibi görünmüyor. Dolayısıyla, İslam’ın gerçekten müzik ile bir sorunu var mıdır ve İslam mantığı içinde müzik “haram” olarak değerlendirilebilir mi, buna sinirbilimlerini temel alan bir yorum eklemek gereği hasıl oldu.

Müzik ve beyin

Müzik dediğimiz şey aslında insan beyninin bir değerlendirmesinden ibarettir. Nasıl ki doğada renk diye bir şey yokken, biz görümüzle gördüğümüz farklı dalga boylarındaki ışıkları farklı renkler olarak algılayıp onları isimlendiriyorsak, müzik de genellikle yapay yollardan, belli kombinasyonlarda bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli ve hoşa giden, insanda muhtelif duygular oluşturan kompozisyonlardır. Müzik sadece günlük hayatımızda dinlediğimiz müzikten ibaret de değildir. Tabiattaki seslerin bir çoğu, müzikteki gibi uyumlu ve armonik seslerin bir araya gelmesi sayesinde hoşumuza gider. Dahası, konuştuğumuz veya dinlediğimiz insanlarla kelimelerin ötesinde, duygularımızı aktarmak için de ses tonumuzdaki vurgu ve değişiklikler şeklinde devreye soktuğumuz müziği kullanırız. Yani müzik algısı, insanların duygusal iletişiminde çok önemli bir araçtır.

Müziğin insan beyninde nasıl doğal bir yetenek olduğunu anlamak için şu kısa ve harika gösteriyi seyretmenizi öneririm:

Videoda da göreceğiniz gibi, insan beyni, nota dizgelerini doğal olarak kavrayıp çıkarsayabilecek bir zihinsel donanıma doğuştan sahiptir. Yani müzik aslında bizim doğamızın ayrılmaz bir parçası…

Bildiğimiz anlamda karmaşık müzik yapılarının algılanması ve müzik üretimi sadece insana has bir özellik iken, başta kuşlar ve yunuslar olmak üzere bir çok hayvanın da kompleks ses kalıpları yoluyla iletişim kurduğunu biliyoruz. Bu ses işaretleri her ne kadar karmaşık ve armonik olsa da insanoğlunun müzik yeteneğinin yanında çok ilkel düzeyde kalmaktadır.

Müzik algılaması dediğimiz yetenek beynimizde doğuştan mevcut olan devreler sayesindedir. Beynimizin şakak bölgelerinin altında kalan kısımları olan “temporal loblarımız”, beyinde hem seslerin, hem de seslerden müteşekkil müzik ve konuşma gibi mesajların algılanması için ilk basamağı oluşturur. İşitme alanları denen bu alanlar, kulaklarımızla yakalanıp elektrik sinyalleri halinde beyin korteksine gönderilen sinyallerin ilk frekans ve büyüklük analizinin yapıldığı yerdir. Burada henüz duygu ve melodi algılaması yoktur; burada çözümlenen şey, sesin yapısal bileşenleridir.

Beynimizde müziğin algılanması ile ilgili bölgeler.

Müziği müzik yapan armoni ve duyguların çözümlemesi ise çok daha karmaşık bir süreçtir. Müzik sinyalleri neredeyse beynin tüm bölgelerini uyararak müziğin içindeki her türlü farklı bileşenin algılanmasını ve yorumlanmasını sağlar. Bütün beyin bölgeleri bir şekilde bu yorumlamaya katılır. Örneğin, beyinde korku ve öfke gibi duyguların kontrol edildiği yer olan “amigdala” bölgesinin hasar görmesi durumunda kişilerin “korkulu tınılar içeren müzik parçalarını ayırt edemedikleri” bilinir. Dolayısıyla beynin her bir bölgesi, müzik sinyalinin içeriğine göre uyarılarak duygusal çözümlemeye katılırlar.

Seslerin algılanmasında hem sağ hem de sol beynimiz işe karışır. Her iki yarımkürenin nasıl bir iş bölümü yaptığı tam olarak bilinmese de, sol beynin genellikle teknik ve armonik çözümlemede, sağ beynin ise duygusal bileşenlerin analizinde görevli olduğunu düşünülmekte. Bunu düşündüren en önemli bulgular, beyninin bu bölgeleri hasar görmüş olan travma yahut beyin kanaması hastalarından elde edilen ipuçları.

Müzikle lisanın yakın ilgisi aynı zamanda müzik algılamasında da karşımıza çıkar. Farklı diller konuşan insanların tonal dizileri farklı algıladıklarını ve müzik algısının dillere göre farklılık gösterdiğini biliyoruz. (Bu bulgular ciddi olarak incelendiğinde, yıllarca ülkemizde uygulanan müzik politikalarının ne kadar hatalı olduğunu bir kez daha görme imkanımız oluyor. Bu konuda daha sonra ayrı bir yazı kaleme almak gerekiyor sanırım)

Ayrıca müzik algısının bir de öğrenilebilen kısmı vardır ki, bu da özellikle erken gelişim sürecinde müzik ile karşılaşılma düzeyine bağlı olarak beynin çalışma sistemini şekillendiren çok önemli bir süreçtir.

Kısacası; beynimiz, adeta müzik algılamak ve müzik üretmek için yaratılmıştır. Müziğin bu kadar kapsamlı sinirsel aktiviteye neden olduğu bir beyne sahip insan gibi bir canlının Yaratıcısı’nın ona müziği kayıtsız şartsız yasaklaması anlamsızdır ve düşünülemez. Fakat müziği çok etkin bir mesaj ileticisi olarak düşündüğümüzde, müziğin her zaman sadece müzik olmadığını da görebilmemiz gerekir.

Bir mesaj aktarıcısı olarak müzik

Müzik, çok etkin bir duygu aktarım aracıdır. Muhtemelen türümüze ait diğer bireylerin hissi vurgularını konuşmalarından çıkartma ve empati inşa etme amacına yönelik olan bu yetenek, müzik denen eşsiz üretime de yol açıyor. Müzik, hangi türden olursa olsun, insanları çeşitli duygulara sürüklüyor ve bu yüzden hayatımızın vageçilmezleri arasında. Yüksek insani vasıfları kuvvetlendirebilen ezgilerin yanında, insanı isyana ve öfkeye iten, negatif duygularla dolduran müzik örnekleri de etrafımızda bolca mevcut. Ama çevremizde en bol olan cinsi de insana “vakit öldürmeyi, eğlenmeyi, sebepsiz yere zincirlerinden(!) boşanmayı, cinsel uyanıklığı” vb öğütleyen, bunları tahrik eden müzik türleridir.  En azından Tarkan’ın bir kaç şarkısını dinlemiş bir insan bunu rahatlıkla farkedebilir!

Ayrıca müziğin hissi (emosyonel) mesajları son derece güçlü olabilmektedir. Belli nota dizgelerinin insanlar üzerinde ölçülebilir etkileri olduğunu biliyoruz. Ünlü besteci Beethoven, “Müzik erkeklerin kalbinden ateşler çıkarmalı, kadınlar gözlerinden yaşlar akıtmalıdır” derken müziğin bu gizemli gücüne vurgu yapar. Büyük müzik üstadı ve düşünür Farabi’nin girdiği bir mecliste çaldığı ezgilerle insanlarınruh hallerini değiştirebildiği, onları uykulu veya mutlu hallere sokabildiğinden bahsedilir. Dolayısıyla müzik insan zihni üzerinde azımsanmayacak düzeyde bir etkiye sahiptir.

Elbette bu kadar etkili bir mesaj verme yönteminin her türlü mesaj ve yönlendirme için kullanılması da mümkündür. Özellikle günümüzde insanları düşünmekten alıkoyan bütün eğlence sisteminin müzik üzerine kurgulandığına dikkat edilirse, müziğin “karanlık tarafı” biraz daha iyi anlaşılabilir diye düşünüyorum. İşte müziğin “zararlı” yahut “yasak” bir yönünden bahsedilecekse, bu kısmı üzerinde özelllikle kafa yormak gerekir aslında…

İslam’ın hoş görmediği “müzik”

İslam’da “boş işler” hoş görülmez. İnsanı başıboşluğa, negatif duygulara ve cinselliğe-sefahate çağıran, yahut bunları çağrıştıran; ibadetlere engel olan, derin düşünceye ket vuran müzik veya diğer sanat alanlarına ait işlerin hoş görülmemesi veya yasak olması anlaşılabilir bir şeydir. Netekim müziğin haram olduğuna dair rivayet edilen hadislerde de genellikle “boş sözlerin satın alınması” yerilmiş, Kuranın “melodi ile okunması” da hor görülerek toplumsal bozulmayı temsil eden bir “kıyamet alameti” olarak zikredilmiştir. Bu hadislerin doğruluk (sahihlik) derecesini değerlendirmek benim uzmanlığımın ötesinde olmakla birlikte, sakin kafayla düşünüldüğü takdirde bunların o kadar da anlaşılması zor şeyler olmadıkları görülebilir: Mesela Kuran-ı Kerim, okunup anlaşılmak için insanlara indirilmiştir; okuyanın ses oyunlarına güfte edilecek bir metin olarak kullanılması elbette ki hoş olmayan bir davranış olarak görülecektir.

Kuran’da müziğin belli türlerinin İslam anlayışına uygun olmadığı yönünde yorumlanabilecek ayetler de bulunmakta. Lokman süresi 6. ayette “İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır” ifadesi geçmektedir. Bu ayette geçen “lehvel hadis” terimini bir çok müfessirin “çalgı ile çalınan sözlü müzik” olarak yorumladığını biliyoruz. Ayrıca En’am suresi 70. ayetinde geçen “Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak..” ifadesi de eğlenceyi dinin yerine koymanın, (belki de bir başka telmihiyle, eğlenceden dolayı Allah’ı unutmanın) yasak olduğu konusunda Müslümanlara bir uyarı mahiyetinde anlaşılabilir.

Bu konuyla ilgili olarak, bilimsel verilerin de ışığında yeni ve güncel yorumlar üretebilecek din uzmanlarına ihtiyacımız olduğu da açıktır. Zira bu konu ne sadece bilim adamlarıyla ne de din alimleri ile çözülebilecek bir konudur.

Haramsa kime haram?

Son olarak hatırlatmam gereken bir nokta var: İslam’ın emir ve yasakları “Müslüman” insalarla ilgilidir. İnsanı İslama göre esas insani vazifelerinden uzaklaştıran müzik ve eğlencenin yanı sıra, içkinin, kumarın, evlilik dışı ilişkinin, yalanın, hayvanlara eziyet etmenin ve İslam’ın yasakladığı diğer şeylerin “haram” olması, sadece Müslümanları bağlar. Müslüman olmayan, yahut İslam ile ilgili hassasiyetleri hayatının merkezinde taşımayan insanların bu mevzuları tartışması, yahut bunlardan “gocunması” temelde mantık dışıdır. Herhangi bir dine girip çıkmakta tamamen özgürüzdür ve en başta da İslam bu özgürlüğü garanti altına alır. Ama  mensup olduğumuz dini kısıtlı bilgimiz ve kendi kafamıza göre her dem çekiştirip modifiye etmeye kalkarsak, bunun çok da anlamlı sonuçlar doğurmayacağı açık olsa gerektir.

İslam dini ancak bir bütün olarak anlaşılıp değerlendirildiğinde, bu tip “çetrefilli” mevzulara da genel ve özel çözümler üretmek çok daha kolay olacaktır. İslam’ı sadece “kafirleri cehennemde yakan” veya “hırsızın elini kesip, zaniyi taşlayan” bir din olarak algılama yüzeyselliğine sahip birisi için bu tip mevzuları çözüme ulaştırmak, pek de kolay olmasa gerektir. İslam’ın yazılı ve statik bir kurallar dizgesinden ziyade yaşayan ve hayatın içinde her alanda kendini hissettiren, dinamik bir inanç sistemi olduğu farkedildiğinde, zaman ve koşullara göre yorum gücünün de farkına kolayca varılabilecektir diye düşünüyorum…

İslam, temel felsefe itibariyle hem bilim hem de sanatla hiç bir sorunu olmayan bir inanış sistemidir. Sorun, insanların her yaptığını “kutsal” görmemizi şart koşan radikal-hümanist bakış açısı ile İslam inancı arasında olabilir ve bu sorunun çözümü de herkesin öncelediği inanç ve kriterleri açık yüreklilikle gözden geçirmesi ve ismini doğru bir biçimde koyması ile çözülebilir diye düşünüyorum.


Not: Bu satırların yazarının 30 yıla yakın bir süredir ağırlıklı olarak rock müzik dinleyen, aynı türde besteler ve düzenlemeler yapan birisi olup, dini konularda herhangi bir uzmanlığının olmadığını tekrar hatırlatmak isterim… 

Doğrusunu muhakkak ki Allah (C.C.) bilir…

Canlılık hakkında ne bilebiliriz?
Ey Sen!

İLGİLİ YAZILAR:

#SağlıklıBirZihinİçin…

Sağlıklı bir zihine sahip olmak ve ilerleyen yaşlarda zihinsel hastalıklara yakalanma rsikini mümkün mertebe azaltmak için neler yapılması gerektiği en çok gelen sorular arasında. Aslında bu işin sihirli bir formülü…

Yeni bir medeniyet?

Geçen bir kaç ay içinde ismimden daha fazla duyduğum bir kelime varsa, o da muhtemelen medeniyet kelimesi olsa gerektir. Her yanımdan adeta medeniyet fışkırıyor: Gazete başlıklarında, üniversite kulüplerinin isimlerinde, sağda-solda…

Kimin tarafındayız?

(Bu yazıyı okumadan önce lütfen şimdiye kadar bildikleriniz ve inandıklarınızla dolu olan valizlerinizi bir kaç dakikalığına bir kenara koyunuz) Charles Darwin, modern evrim teorisinin kurucusu olarak ünlenmiş bir isim. Özellikle…