Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

S.C.net | December 15, 2017

Scroll to top

Top

One Comment

Soru: Beyin bir bilgisayar mıdır?

Soru: Beyin bir bilgisayar mıdır?

| On 26, Ağu 2011

Cevabı hemen baştan vereyim: Hayır değildir. Beyin bir bilgisayar, bir bilgi-işlem makinası değildir. Peki neden beyinle ilgili hemen her yazıda ve yorumda beynin bilgisayar-vari özelliklerini okuyor, bunlar üzerinden bolca mantık yürütüldüğüne şahit oluyoruz? Sebebi, bunun hem çok kolay, hem de işe yarıyor olması.

Bilgisayar insan zihninin ürettiği bir araçtır. Birbirine bağlı bir çok elektrik ve elektronik elemanın karşılıklı enerji alışverişi ile kararlar üreten, komutları (kendisine yüklenen yazılıma göre) uygulayan bir cihazdır. İnsan beyninin bir ürünü olmasına rağmen, kendisini üreten beyni anlamak için bu “ürün”ün bu kadar çok kullanılmasının bazı anlaşılır nedenleri var.

Bilgisayarlar, aynen beyinde olduğu gibi, farklı bileşenlerin (yongaların, çiplerin) biribirine bağlanması ve bu bağlantılar arasında bilgi alışverişi yapılması ile iş görürler. Beyinde de sinir hücreleri, kablo benzeri uzantıları ile birbirlerine bağlanarak buna benzetilebilecek bir ağ oluştururlar. Bilgisayarlar “elektik”le çalışır; insan beyni de öyle. Fakat benzerlikle sadece bu gibi yüzeysel konularla sınırlıdır ve en gelişkin bilgisayarlarımız dahi henüz en basit sinirsel devrenin karmaşıklığın yaklaşmaktan çok uzaktır.

Beyni sadece hücresel bileşenleri ve bunların arasındaki bağlantılardan ibaret görsek bile (ki öyle değildir), elimizde yine tahayyül edilemez karmaşıklıkta bir sistem vardır.

Beynimizde 100 milyar civarında sinir hücresi var. Bu hücrelerin her biri ortalama 5000 diğer hücre ile bağlantı halinde. Bu bağlantıların her biri, ihtiyaca göre bağlantı kuvveti değiştirilebilen, binlerce ihtimalli bir bağlantı devresi gibi davranıyor. Ayrıca bu sinir kabloları ihtiyaca ve kullanıma göre sürekli olarak yeniden yapılıyor, kaldırılıyor, kuvvetlendiriliyor veya susturuluyor. Verileri işlerken, işlevlerini yerine getirirken inanılmaz bir hız ve kabiliyetle kendi şeklini değiştirebiliyor.

Bu kadar da değil! Yine beynimizde, sinir hücrelerinin 50 katı kadar yardımcı hücreler (glia hücreleri) var. Yardımcı dediysek, öyle hizmetçi gibi bir şey değil; bizzat sinir hücreleri arasındaki iletişimi kontrol eden, kendi aralarındaki trilyonlarca dinamik bağlantı aracılığıyla birbirleri ile sürekli “konuşan”, beynin bir ucunu diğerine fiziksel olarak bağlayıp beynin bir bütün halinde işlemesini sağlayan, “duruma göre” zihinsel ve beyinsel aktivitelerimizi ayarlayan, nasıl çalıştığını tam bilemediğimiz ve kavrayışımızın çok çok ötesinde karmaşıklığa sahip bir sistem oluşturan yardımcı hücreler bunlar.

Sadece bu karmaşık yapıya şöyle bir uzaktan bakmak bile, “bilgisayar” benzetmesinin ne kadar yetersiz ve komik kaldığını gözler önüne seriyor.

Beyni neden bilgisayara benzetiyoruz?

Konuyla uğraşan herkes, bu karmaşıklığın ve bilgisayar benzetmesinin yersizliğinin farkında aslında. Fakat beyni bilgisayara, nöronları devrelere benzeterek açıklamaya çalışmak öncelikle işimizi kolaylaştırıyor. Sinir hücrelerinin elektriksel özelliklerini ve onların birbirleri ile olan bağlantılarını elektriksel devreler biçiminde tanımlayarak oldukça gerçeğe yakın tahminler yapabiliyor; sinir hücresi devrelerinin nasıl çalıştığı yönünde tutarlı fikirler ileri sürebiliyoruz. Ayrıca, bildiğimiz en karmaşık maddesel organizasyon olan beynimizi hem kendisine benzetebileceğimiz hem de aynı zamanda kendisini anlayabildiğimiz daha gelişkin bir örnek de yok elimizde. Bilgisayarı anlayabiliyoruz; çünkü onu biz yaptık. Fakat en basit bir omurgalının sinir sistemini bile anlamaktan aciziz; çünkü ne kadar küçük olursa olsun onlar da bizim beynimizle aynı prensipleri ve aynı yapıyı kullanıyor.

Benzetmeyi abartmak

Bilgisayar benzetmesi bazı yerlerde işimizi kolaylaştırsa da son tahlilde bizleri beyni anlama noktasında çok uzak noktalara da fırlatıyor olabilir. Beyni ve onu oluşturan bileşenleri “elektrik devreleri” gibi gördüğünüz takdirde, elektrik devresi gibi olmayan bazı muhtemel davranışları gözden kaçırma ihtimaliniz çok yüksek. Belki de bu yüzden, beynin kimyasal bir çorba olduğunu, sürekli şekli değişen organik bir yapı olduğunu çoğu kez unutuyor gibiyiz.

Beynin sadece bir bilgisayar olmadığını “veri işleme” (bilgi-sayma) yöntemlerine bakarak da kavrayabiliriz. Basitçe ifade etmek gerekirse beyin sadece girdiyle çalışan bir makina değildir; kendi içsel bir ritmi, üretici bir kapasitesi ve içkin (yaratılışından gelen) bir “iç dünya”sı vardır. Ayrıca işlemesi “beklentilere uymaz” (yani doğrusal olmayan bir davranış sergiler). Kendini veriye göre tekrar yapılandıran, böylece öğrenebilen, öğrendikçe gelişen, sürekli değişen ve değiştikçe algıladığı dünyayıo da değiştiren bir garip “arayüz”dür beyin…

Beyin bilgisayar analojisinin en ilginç hal aldığı alanlardan birisi yapay zeka çalışmalarıdır. Kuvvetli yapay zeka savunucuları denen bir grup, günün birinde, teknolojinin iyice gelişmesinin ardından, insan gibi zeki ve duygulara sahip bilgisayarların üretilebileceğini savunmaktalar. Elbette kendilerince haklı argümanları var; fakat beyni kendi ürünü olan bir şeye benzetip, henüz anlamanın yanına bile yaklaşamadığı bir biyolojik özellik için böylesine kesin konuşmak herhalde sadece insana özgü bir durum olmalı (konuya ilişkin ciddi bir itiraz için Roger Penrose’un “Kralın Yeni Usu” [The Emperor’s New Mind] adlı kitabını öneririm).

Konunun bilimsel boyutuyla ilgilenmeyenlerin bile bazen bu benzetmeye kendini çok fazla kaptırdığını, “beyne yazılım yüklemek”, “hafızanın dolması”, “işlemcinin yorulması” gibi terimlerle zihinsel durumlarını fiadeye çalıştıklarını gözlemliyoruz. Bu sadece uygunsuz değil; aynı zamanda dil-zihin birlikteliği açısından bakacak olursak, oldukça kısıtlayıcı bir “zihinsel programlama”dır da…

Bilgisayarların ötesinde

Beynimizi bilgisayarlardan farklı kılan özellikleri anlamanın çok uzağındayız. Fakat bildiğimiz bir şey var: Bilinç, duygular, ve benlik algısı gibi subjektif zihinsel durumların nasıl ortaya çıktığını dahi bilmiyoruz. Bunların, bildiğimiz sinirbilimi bilgilerinin henüz ulaşamadığı bazı mekanizmaları kullandığı açık. Özellikle son zamanlarda kuantum fiziğinin gelişmelerinden ilham alan yeni araştırma alanları gündeme gelse de, halen bu tip netameli konularda bilim dünyasının fazla bir yol aldığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla bu gün beyin ile ilgili açıklayamadığımız ne varsa, bunların henüz göremediğimiz veya keşfedemediğimiz bazı mekanizmalara dayandığı açık.

Elbette beynimizin tüm gizlerinin “hiç bir zaman çözülemeyeceğini” de gözden uzak tutmamalıyız. Çok önemli bulduğum bir görüşü burada tekrar sizlerle paylaşayım: Beyin, evrendeki en karmaşık yapıdır (eğer bir bilgisayar olsaydı yine en karmaşık bilgisayar olacaktı). Onu anlayabilmemiz için elimizde beynin kendisinden daha gelişkin bir araç da yok. Soru şu: Bir varlık (burada “beyin”) kendi kendini anlayabilir mi? Aynı varlık düzeyinde ve fiziksel dünyanın kurallarıyla bağlı kaldıkça, bu bir hayli zor görünüyor… Bu zor sorunun çözülebileceğini ben şahsen düşünmüyorum…

Yorumlar

  1. Ozan

    Beynimizin de tarihte evrimsel bir süreci var. 3000 sene önce yaşayan insanlar şu an bildiklerimizi bilmiyorlardı. Bunun sebebi beynimizin de sürekli gelişmesi ve evrim geçirmesi. Benim inandığım şey şu; yine yüzyıllarca bu konularda araştırma yapacak olmamıza rağmen hiçbir şey öğrenemeyeceğiz. Fakat binlerce sene sonra, insan beyni daha da gelişmiş olacak ve ancak o zaman şu anki sorularımıza cevap bulabilecekler. Fakat kendi vakitlerindeki, geleceği ilgilendiren sorulara yine cevap bulamayacaklar. Şuan bizim cevap bulamayışımız gibi. Onların sorularına da binlerce yıl sonra yaşayacak olan insanlar cevap bulacak. Bu böyle gidecek 🙂 Gayet de mantıklı.

Yorum Yollayın Bilelim