Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

S.C.net | August 19, 2017

Scroll to top

Top

32 Comments

Aklı karışık Müslümanlar için (minik) bir “Evrim” kılavuzu

Aklı karışık Müslümanlar için (minik) bir “Evrim” kılavuzu

 

EVRİM BİR TEORİ DEĞİLDİR

Evrim, bir olgudur, açık bir vakıadır. Dışarı bakınca canlılık hakkında görebileceğiniz TEK izahtır. Yerçekimi gibidir; hakkında bir çok teori olabilir; fakat gerçekte olan şey, kütlelerin birbirini çektiği “vak’ası” yahut “olgusu”dur. Birileri de çıkar, bu gibi açıkça görülen meselelerin “mekanizmasını”, yani “nasıl olduğunu” açıklamak için hipotezler ve kuramlar (teoriler) ortaya koyar. Fiziğe dair mesela; “kanun” diye bildiğimiz ne varsa, neredeyse tamamı teorilerden ibarettir.

DARWİN’in EVRİM AÇIKLAMASI BİR TEORİDİR

Darwin’in evrim kuramı da bunlardan birisidir. Tarih boyunca canlılığı açıklamak için girişilen tüm gözlem tabanlı açıklamalar temelde “evrim” dediğimiz olguyu esas almak zorundadır. Zira TABİATA BAKTIĞINIZDA BAŞKA BİR AÇIKLAMA GÖREBİLME ŞANSINIZ YOKTUR. Sadece canlılık değil, evrendeki tüm maddenin yaratılışı evrim esasına dayanır. Kozmolojik olarak gazdan-tozdan evrilen yıldız ve gezegenleri anlamakta dini bir sorun yaşamayanların canlılık söz konusu olunca dertlenmeleri, meseleyi bilmemekten kaynaklanır. Tabiata bakıp, biyoloji, tıp ve diğer doğa bilimlerini incelerseniz açıkça görünen şudur ki: İnsan dahil tüm canlılar ortak bir kökenden ortaya çıkmıştır. Tabiata baktığınızda bundan başka bir izahı çağrıştıracak herhangi bir ipucu göremezsiniz. Katolik kilisesi kendi duvarları arasında uydurduğu evren görüşüne uymadığı için Müslümanların yüzyıllar boyunca geliştirdiği ve dünyaya hediye ettiği evrim-tekamül bakışını sürekli reddetmiş ve bunu en son formüle edenlerden birisi olan Darwin’e de sırf bu nedenle karşı çıkmıştır.

EVRİM AÇIK BİR GERÇEKTİR

Evrimin mekanizması, aynen kütle-çekim gibi, çekirdek kuvvetleri gibi, manyetik alan gibi, halen açık ve net değildir. Muhtemelen yakın bir zamanda da tam olarak bilinemeyecektir. Bu sorun, bildiğimiz neredeyse tüm teoriler için geçerlidir. Bilimin doğası zaten bizzat budur. Teoriyi yeterli bulmayabilirsiniz; bu durumda yenisini geliştirme imkanınız her zaman vardır. Fakat temel sorun, canlıların akrabalığı ve kökenlerinin ortaklığından başka HİÇ BİR bilimsel teorimizin var olmamasıdır. Yani evrim meselesinin aksini yahut alternatifini düşündürecek hiç bir kanıtımız veya gözlemimiz yoktur. Hal böyle iken, bu zamanda, bu bilgi deryası içinde, “ben evrimi reddediyorum” demek, ancak inatçı bir cehaletle mümkündür. İslam inancına sahip olan birisi için, Allah’ın kanunlarını, yarattıklarını, yani AYETLERİNİ inkar etmek, şirk ve küfürdür. Zira Kur’an’da hem yazılı mesajlara hem de yaratılmışlara AYET denir. Öyleyse, evrim de, kütleçekim gibi, elektrik ve manyetizma gibi yaratılmış (kevni) ayetlerden bir ayettir. İnkarı İslam’ın temel mantığına aykırıdır.

EVRİM HAKKINDA KONUŞMAK İÇİN BİYOLOJİ BİLMEK GEREKİR

Evrimi bilmek, anlamak, biyolog olmak zorunda değilsiniz; fakat nasıl ki tıpla ilgili meselelerde doktorun dediğine, fizikle ilgili meselelerde fizik bilginlerine dikkat kesiliyorsanız, evrim ve biyoloji söz konusu olduğunda da sözü biyologlara, tabiatta çalışan insanlara bırakmalısınız. Din adamları, felsefeciler ve düşünürler, bu tip konularda ancak bilimin bulgularını bilerek konuşurlarsa hakikat anlamında doğru bir nokta yakalayabilirler.

EVRİM TANRITANIMAZLIK DEMEK DEĞİLDİR

Nobl ödüllü Dr. Aziz Sancar hocamızın “ben Müslümanım ve evrim olsun olmasın fark etmez; bunu devlet meselesi yapmak ve üzerinde kavga etmek saçmadır” mealindeki sözleri çok açık bir şekilde “(bilgili) bir Müslümanın evrimle hiç bir sorunu olamayacağının” da altını bir daha çizer (link). Fakat bu sözleri sanki Sancar, “Evrim yerine Allah’a inanıyormuş” gibi saçma sapan bir çarpıtmayla veren yayın organları, ezberlerinin gereği olarak çarpık duyup çarpık aktarıyorlar. Evrim, tanrıtanımazlık yahut materyalizmle eş anlamlı olmak zorunda değildir; her görüş veya ideoloji, fiziği, kimyayı antropolojiyi kullanabileceği gibi, evrim fikrini de kullanabilir. Bir Müslüman olarak SEN bilmez ve kullanmazsan, elbette başkaları kullanır; ve hatta rahatlıkla suistimal eder. Evrim, canlılık adına olup bitenlerin bir tarifi ve açıklama çabasıdır. Bu açıklamanın en başına “Allah böyle yarattı” parantezini açtığınızda her şey gayet İslami ve Kur’ani oluverir.

Sevgili dostum Alper Bilgili’nin konuyla ilgili kısa bir özeti aşağıda:

GERÇEĞİ İNKAR ETMEK, İSTEMLİ CEHALETTİR

Tüm İslam medeniyeti boyunca evrim ve ortak yaratılış fikri temel dünya görüşünü oluşturmaktaydı. İslam düşünürlerinin asla kuramlarına dahil etmedikleri ve materyalizm etkisiyle ortaya atıldıktan sonra en fazla itiraz ettikleri tek şey “rastgelelik ve kaza eseri” ortaya çıkıverme meselesiydi. Örneğin Türkiye’de evrim karşıtı argümanlara sıklıkla kaynak gösterilen Said-i Nursi’nin “Tabiat Risalesi” adlı kitapçığı, hemen tamamen “tesadüf ve kuralsız maddeci açıklamaya karşı” argümanlardan oluşur. Canlıların yaratılış yöntemlerine dair herhangi bir şey göremezsiniz. Hatta “şecere-i hilkat’in en mütekamil meyvesi olan insan-ı kamil” (yaratılış ağacının en olgun meyvesi olan olgun insan) sözü de ona aittir ve bizzat insanı yaratılış ağacının bir meyvesi olarak niteleyerek, evrim görüşünün en temel sonucunu tekrar eder. Zaten yaratılmış her zerrenin Allah’ın emri ve bilgisi dahilinde hareket etmek ZORUNDA olduğu bir evrende rastgelelik ve kuralsızlık vehmetmek, “imansızlık” anlamına gelecektir. Dolayısıyla, bu cansız maddeden canı var eden, onu çeşitlendirip dallandırarak evrimle terbiye etmeyi ve neticede insanı da bu kökten (topraktan, çamurdan) yaratmayı dilemiştir. Bize düşen, elimizden geldiğince ve zamanımızın bilgisi uyarınca, bu süreci ve bize yansımalarını anlamaktır… Yoksa, sırf kafamıza sığmadı diye bu “ayet”i inkar edersek, Bakara 85’deki uyarıya muhatap olanların safına katılırız (…Yoksa kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmına inanmıyor musunuz? İçinizde bunları yapanların kazancı, dünya hayatında ancak horluktan ibaret, kıyamet günüyse onlar daha çetin bir azâba atılırlar…).

EVRİM ESAS MÜSLÜMANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR KONUDUR

Benim bu konuyla ilgili sürekli uyarı yapmamın nedeni ise şu: Bir insan olarak, hakikatin uzağına savuran tüm yalan ve gerçeği örtme çabaları benim düşmanımdır. Zira ben hepimiz gibi bu dünyaya “anlamak” için geldim; papağan gibi eski ezberleri tekrarlamaya değil. Bir Müslüman olarak ise, bu konu ile ilgilenmemiz açıkça inandığımız Kur’anda, defalarca emredilir. Bu nedenlerle bence evrim meselesi, hem bilimsel hem de dini olarak en temel öneme sahip konuların başında gelir. Evrimi ve evrendeki yerini anlamayan insan, her devirde olduğu gibi, ancak saçmalar. Cehalet yüzyıllardır her dönemde en büyük düşmanımızdı; bu gün de “taammüden cehalet” maalesef bizi bilgi deryasının ortasında cahil bırakabiliyor. Bu meseleyi çözmeden, yüzyıllardır süren uykumuzdan uyanamayacağımıza kaniyim. Bu nedenle bu konuda bir şeyler söyleyecekseniz, biyoloji kitapları okumanızı öneririm. Özellikle de dindar olduğunuzu ve bu konunun dini açıdan önemli olduğunu düşünüyorsanız… Zira Evrim konusunu esas çalışması ve tamamlaması gerekenler, bence Müslümanlardır! (Ankebut 20: De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.)

EVRİM KARŞITLIĞININ KAYNAĞI

Osmanlı’nın son dönemlerinde Darwin’i anlatan kitapların yazıldığını, 70’lerin sonuna kadar ders kitaplarında evrim fikrinin gayet detaylı olarak mevcut olduğunu biliyoruz. 1980’lere kadar Türkiye’deki insanların evrim görüşü ile doğru dürüst bir sorunu ve derdi yokken, ne oldu da 80’lerden sonra bir anda kaotlik kilisesinin söylemlerinin aynısını benimseyiverdik? Bu kadar önemli bir meseleden uzak tutulmamızın, bilime, özellikle de günümüzün ve yakın geleceğin en önemli konularından birisi olacağı kesin olan biyolojiye bu kadar yabancı ve uzak olmamız GEREKTİĞİNİ bilen bir takım odakların planlı ve programlı çabaları sonucunda, bugün Evangelist kilisesinin hükümranlığı altındaki ABD ile birlikte evrim fikrine en yabancı topluluklardan birisi haline geldik. Bir bakın bakalım, senelerdir parasal kaynağı belirsiz yayınlar, kitaplar, TV kanalları ve muhtelif propagandalarla “evrim yalandır” telkinini bıkıp usanmadan işleyen malum yapılar, acaba bu kadar masraf ve çabayı hangi motivasyonla sergiliyorlar? Bu “evrim düşmanlığı” gibi gözüken çaba, aslında İslam toplumunun bilerek ve isteyerek anlamsız gündemlerle, siyasetle ve hamasetle meşgul edilip, gerçek sorunlarla uğraşmasını engellemek için oldukça başarılı bir projedir. Uzunca bir zamandır sistemli olarak pompalanmaya çalışılan evrim ve bilim düşmanlığı, aslında bizzat İslam toplumunun geleceğini hedef almış açık ve planlı bir saldırıdır.

MAYMUNDAN MI GELDİK?

Evrim maalesef hala “maymundan gelme” meselesi olarak anlaşılmaya, böyle karikatürize edilmeye nadiren de olsa devam edebiliyor. Evrim, tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini söyler. İnsan da buna dahildir. Modern evrim kuramları, Darwinci olanı da dahil, insan ve bugünkü maymunların atalarının ortak olduğunu söyler. İnsan, maymunların da dahil olduğu “primatlar” denen bir canlı gurubu içinde sınıflandırılır ve bu sınıflandırma Darwin’den önce de vardı. Milyonlarca yıl önce yaşamış “ne maymun, ne insan” olan ortak bir ata, uzun bir süreç boyunca bugünkü maymunları ve nihayetinde insanı oluşturacak soylara kaynaklık etmiş gibi görünüyor. Evet, “görünüyor”; zira elimizdeki yüzlerce fosil kaydı, kemik ve jeolojik veri, başka bir şey düşünmemize imkan vermiyor. Kur’an-ı Kerim’de geçen tüm yaratılış öykülerinde İnsan’ın (Adem’in değil) çamurdan; yani ilkin ve dünyevi bir özden yaratıldığını söyler. Pat diye gökten düşürülmediğin, dünyevi hammadde ile zaman içinde şekillendirildiğini ve en güzel kıvama getirildiğini (ahsen-i takvim) açıkça belirtir. Biyolojiyi biraz bildiğinizde, bu ayetler modern biyolojinin şiirsel bir türevi olarak karşınıza çıkar. İnsan’ı Adem yapan şey ne ise, Kur’an’da insana “üflenen” bir özellik olarak anlatılır. Bu üflenen özellik her ne ise, antropologların, biyologların ve insan biyolojisinin farklı alanlarında uzman olanların bir türlü çözemediği, bedenimizin gayet sıradan ve diğer hayvanlara benzeyen özelliklerinin yanısıra, zihinsel melekelerimizdeki bu ilginç “sıçramanın” Kur’ani bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Neticede bedenimiz bir kabuktur; milyarlarca yıl içinde şekillendirilmiş ve en sonunda insana ev sahipliği yapacak kıvama geldiğinde, insan olmakla şereflendirilmiş ve görevlendirilmiş gibi gözükmektedir. Böyle bakınca, modern evrim kuramlarıyla İslam inancı arasında bırakın zıtlığı, müthiş bir tamamlayıcılık ve uyum vardır aslında.

ADEM ve HAVVA MESELESİ

Adem ismi Kur’an-ı Kerim’de yaratılıştan ziyade insana verilenlerin anlatıldığı kısımlarda geçer, Havva’nın ismi hiç geçmez ama biz ne hikmetse biz bu hikayeyi her zaman Tevrat ve İncil versiyonuyla ezbere biliriz. Kur’anda cennetteki yasak ağaç, şeytanın kandırması, Adem ve eşinin buna kanması, utanmaları ve cennetten çıkarılmaları gibi anlatımlar, açıkça alegorik anlatımlardır ve aklı başında bir Müslüman, bu anlatının önemine binaen, mevcut antropolojik, arkeolojik ve evrimsel bulgulara bakarak bu meselenin aslını anlamaya çalışmalıdır. Dünya ve canlılık hakkında hiç bir şey bilmeden bu hikayeleri anlamaya çalışmak, mitolojik bir edebiyat çalışmasından öteye geçemez (Bakara Suresi-164: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için birçok deliller vardır.).

EVRİMİN ALTERNATİFİ?

Yine inatla evrimi reddedecek insanlar olacaktır elbet. Onlara net ve açık bir sorum var, siz de sorun:

“Evrim dışında, canlıların ALLAH TARAFINDAN ‘NASIL’ YARATILDIĞINA dair ‘tabiattaki (yaratılmış) kanıtlara dayalı’ başka bir açıklamanız var mı, yahut böyle bir açıklama duydunuz mu?”

Bakalım ne cevap alacaksınız…

Anlamakta zorlanabilecek arkadaşlarım için genel bir not: Bu satırlar öğrenmek isteyen, yeni bir bakış açısı arayanlar için yazılmıştır. Sadece bir özettir; böyle uzun ve tafsilatlı bir mesele buralarda tamamen çözülemez. Bolca araştırıp okumanızı tavsiye ederim. Dediklerimin hepsi beni bağlar; önemli bir kısmında yanılıyor olma ihtimalim her zaman vardır. Bu satırları kaleme alan bendeniz, önce bir insan, sonra bir Müslüman, sonra da bir bilim sever olarak kendimi tanımlayı severim. Mesleki köken olarak biyoloğum. Mezuniyet sonrası uzmanlık alanım ise beyin ve sinirbilimleridir. Bilim-din ayrımı meselesine hiç takılmadım, böyle bir ayrıma hiç inanmadım; bunların ayrı alanlar olduğunu düşünenlere saygı duymakla birlikte, biraz da acırım. Kafanızdaki sınırlamalar ve tanımlamalar ne ise, onlar ancak sizi bağlar, ben doğal olarak o tanım ve sınırlamalara tabi değilim. Merak ettiğim her konuda okur, araştırır ve yazarım. Aynını size de tavsiye eder, vakit ayırıp da okuduğunuz için teşekkürü bir borç bilirim 🙂

Next Story

This is the most recent story.

Yorumlar

  1. Özden Şefikoğulları

    Muazzam bir yazı.teşekkürler.mümkünse cevap yazarsanız sevinirim.şöyle bir sorunum var:10 yaşındaki oğlum dün “Anne Allah korusun ama öldüğümde Allah’a tek bir şey sormak istiyorum:Seni kim yarattı? ” dedi. Bununla ilgili bu yaşta ona nasıl cevap verecegimi ve onun yaşına göre nasıl anlatacağım bilemedim.Bir öneriniz olursa sevinirim.

    • Süha Sinan

      merhaba,

      Allah ı kim yarattı sorusu mantıksız bir sorudur. Çocuğunuza şu şekilde izah edebilirsiniz. Şöyle ki, vagonları bulunan bir lokomotif düşünelim. En arkadaki vagonu bir önündeki çeker. Bu durum silsile halinde lokomotife kadar gider, ve lokomotif tüm vagonları çeker. Şimdi bu durumda lokomotifi kim çekiyor diye bir soru sorulabilir mi…

      selamlar.

      • apa

        Sorulabilir. Cevabı da vardır.

  2. ahmet

    Gerçeklere ulaşmak ise, bedel ister.

    Araştırmak, irdelemek, sorgulamak, düşünmek, ölçüye ilkeye vurmak ESASTIR.

    Modern çağın tüm KÖLELİKLERİNDEN, BÜYÜLERİNDEN kurtulmanın tek ve yeğane yolu olan ARAŞTIRMAK, DÜŞÜNMEK, SORGULAMAK, DEĞİŞİMİN başlangıcıdır. Dertlendiğiniz her şey çözümün de habercisidir.

    Zira, akletmek, tefekkür-düşünme, tefakkuh-sorgulama ve tedebbür-ne anlattığını anlamaya çalışmak tüm gerçeklerle karşılaşmanın kapısıdır.

  3. Meriç

    Merhaba. Evrim bir hipotezdir. Özellikle DNA nın keşfinden sonra; canlıların ortaya çıkışı ve türleşmeyi, teorinin bel kemiği olan faydalı mutasyonla açıklamak bir mucizeye inanmaktır. Bu da aydınlanma çağı sonrasında gelişen bilimin (evrim konusu istisna) hiç sevmediği birşey. Böyle bir mucizeye inanmak modern bilim açısından bilimsel değil, dini inançlar açısından da, en azından islam için, dini değildir. Yani bu tür mucizevi inanışları savunmak pozitif bilimin değil inanışların adetidir. Evrim diye bir mucize olduğuna işaret eden ilahi bir bilgi de yoktur. Kün feyekun vardır.

  4. Vera

    Kesinlikle!

  5. Muhyettin

    Hocam müthişsiniz paylaşıyorum ki bilmeyenler özet de olsa okusunlar.
    Saygılarımla

  6. Müslümanı Müslüman yapan şey de zaten sorgulayan ve araştıran bir birey olması değil midir? Bu konuda yarası olan gocunuyor dinine güvenmeyenler korkup bu konularda muhakeme etmiyorlar.

  7. Vedat Akbaşak

    “Ey insanlar! Sizi tek bir canlıdan (ORTAK ATA) yaratan ve ondanda eşini yaratan …. Rabbinize saygılı olun.” (Nisa-1 Zümer-6)
    “O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı”(Nuh-14)

    Bütün canlıların ortak atası “nefsi vahide”dir. Kur’an yaratılışın süreçle (su, toprak, balçık-çamur, ruh üflenmesi) olduğunu anlatır. Tek bir canlıdan başlayan ve süreçle yaratılış gerçeği; bütün türlerin ortak atadan geldiği ve birbirlerinden evrimleştikleri yönündeki bilimsel teorileri güçlendirmektedir. Bu teorinin antitezi; “ortak ata” ve evrimi reddedip bütün canlıların en baştan bugünkü haliyle yaratıldığını söylemektir.. Ancak bu görüş Nisa 1. ayetiyle çelişir. Bütün canlılar bir tek canlıdan-nefisten ve süreç ile/değişik aşamalardan-dönemlerden geçerek varolmuştur.
    Aslında tartışılan konu; Evrimin olup-olmadığı değil, evrimin nasıl gerçekleştiği ve gerçekleşmekte olduğudur.
    Bing-Bang teorisi ile yaratılışın-maddenin başlangıcı olduğu, evrenin bir zerrecikten varolduğu kabul edildiğine göre; evrende her ne varsa birbirinden evrilerek bugünkü duruma gelindiğini kabul etmek gerekir. EVRİM HALEN DEVAM EDİYOR VE EDECEK.. “O, (Allah) her an yeni bir yaratışta; iş ve oluştadır.” (Rahman -29)

  8. Kullanici6181

    Aklı karışık müslümanlar diye başlık yazıp dikkat çekebilmişsin evet, başarmışsın, ancak aklı karışık olmayan mı varmış, olmaz olsun böyle yadırgamalar, başlıklar.

  9. Hikmet Doymuş

    Sevgili Hocam Merhaba, Kuranda insanın yaratılışı ile ilgili Meryem suresinde ki aşağıda vereceğim ayetleri nasıl yorumlayacağınızı merak ediyorum.
    3/47- (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.

    3/59- Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. 11

    3/60- Hak Rabbindendir. O halde sakın şüphe edenlerden olma.

  10. Mehmet Yılmaz

    Ol deyince oldurmak sihirbazların işidir. “Hokus pokustur” onun adı. “Kun fe ye kun” zahiri bir ifadedir. Allah “Ol” dediği zaman onu bir kanun/bir nizam/bir mizan/bir ölçüye göre oldurur. Beşerin bilim diye peşinde koştuğu fizik, kimya biyoloji, matematik ve daha bilmediklerimiz hep onun kanunu/nizamı/ ve yaratma tarzının abc’si dir. Hepsi onun koyduğu kodlardır. Ona bakarsın ve hiç bir eğrilik bulamazsın. Tekrar bakarsın ve gözlerin yorgun olarak sana geri döner. Bunları yaratırken Onu hiç bir yorgunluk tutmaz. Ona güç gelmez. Zahirisi gibi “ol” der ve olur. Buna sünnetullah denir.

  11. Ahmet

    Merhaba Sinan Bey,
    Yaratılış ve Cennetten kovulmayla ilgili bahsettiğiniz kısımda Şeytan ve Adem gibi kişiliklere mi Alegorik diyorsunuz yoksa gerçekleşeşn olaylar için mi?

  12. Evren

    Müslüman olup evrime inanamazsınız. ÇÜnkü Allah insanları bir amaç için tasarlamıştır, diğer hayvan ile bitkiler insanların faydası için yeryüzüne indirilmiş ve insan kainattaki en üst varlıktır. Fakat evrimin bir tasarısı, nihai gayesi yoktur; şeyler bir “purpose” üzerine evrimleşmezler. İnsan üstün bir varlık değil, doğanın bir parçasıdır; esasında o da bir hayvandır. Tanrı adına hayvanları kurban ederiz, islam dinine göre ve eşitlikten bahsedilemez. Evet, evrim ile islamın hiçbir alakası olamaz.

    Allah evreni 6 günde yarattığını yazar, ancak bu big bang teorisine göre yanlıştır; şuan evrenin yaşının yaklaşık 14 milyar yıl olduğunu söyleyebiliriz. Bunu dedikten sonra bazı faydacılar “Ama allahın bir günüyle bizim bir günümüz bir mi” şeklinde gülünç savunmalara girecekler. Benim bu kısımda en çok anlayamadığım şey de neden bilimsel keşiflerden sonra bu bilgileri ayetlere uydurmaya girişiyorsunuz? Eğer her şey kuranda yazıyorsa bir de o şeyler keşfedilip kanıtlanmadan bulmayı deneyin. Evrim teorisi ne zaman reddedilemeyecek kadar fosille, kanıtla, dna araştırılmalarıyla kesinlendi; o zaman da bazı ikiyüzlüler evrime gönderme yapabilecek ayetleri “biz biliyoduk zaten” diyip kendini aklamaya çalıştı,bir zamanlar dünya düzdür diyen kilise gibi.

    Bari Aziz Sancar gibi olun da inançla bilimin apayrı şeyler olduğunu kabul edin ve kendinizi kandırmayın.Kırmızı olan şey aynı zamanda siyah değildir.

  13. nil

    vet, evrim ile islamın hiçbir alakası olamaz.

    Allah evreni 6 günde yarattığını yazar, ancak bu big bang teorisine göre yanlıştır; şuan evrenin yaşının yaklaşık 14 milyar yıl olduğunu söyleyebiliriz. Bunu dedikten sonra bazı faydacılar “Ama allahın bir günüyle bizim bir günümüz bir mi” şeklinde gülünç savunmalara girecekler. Benim bu kısımda en çok anlayamadığım şey de neden bilimsel keşiflerden sonra bu bilgileri ayetlere uydurmaya girişiyorsunuz? Eğer her şey kuranda yazıyorsa bir de o şeyler keşfedilip kanıtlanmadan bulmayı deneyin. Evrim teorisi ne zaman reddedilemeyecek kadar fosille, kanıtla, dna araştırılmalarıyla kesinlendi; o zaman da bazı ikiyüzlüler evrime gönderme yapabilecek ayetleri “biz biliyoduk zaten” diyip kendini aklamaya çalıştı,bir zamanlar dünya düzdür diyen kilise gibi.

    Bari Aziz Sancar gibi olun da inançla bilimin apayrı şeyler olduğunu kabul edin ve kendinizi kandırmayın.Kırmızı olan şey aynı zamanda siyah değildir.

  14. Sevgi

    Kuran da evrim yoktur
    SUDAN YARATMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YANILGISI

    Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)

    Evrimsel yaratılış yanılgısını savunanlar birçok ayette geçen “insanın sudan yaratıldığı” şeklindeki ifadeleri de kendi iddialarına sözde bir delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Sudan hareketle bütün canlıların oluştuğunu iddia etmektedirler. İnsanın yaratılış aşamalarının anlatıldığı bir diğer ayet de dikkatli incelendiğinde bu yorumlardaki köklü yanılgı gözler önüne serilmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

    Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılışbiçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuşbir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

    Ayette bir insanın yaratılış aşamaları tarif edilmektedir.

    Birinci aşama olan toprak, insandaki temel mineralleri ve elementleri içeren hammaddedir.

    İkinci aşama ise bu elementlerin, anne karnındaki yumurtayı döllemek için gerekli yapıya ve genetik bilgiye sahip olan spermleri içeren ve Kuran’da karmaşık bir su tabiriyle tarif edilen menide biraraya gelmesidir. Kısacası insanın temel hammaddesi topraktır. Toprağın özü, bir damla menide o insanı meydana getirecek bir şekilde toplanmıştır. Ayette bu “su” aşamasının hemen ardından insanın ana karnındaki gelişim aşamaları belirtilmiştir. Oysa evrim teorisi, canlılığın sözde kendiliğinden suda başlamasından insanın ortaya çıkması arasında milyonlarca farazi aşama (ilk hücre, tek hücreliler, çok hücreliler, omurgasızlar, omurgalılar, sürüngenler, memeliler, primatlar vs. ve bunların sayısız ara aşamaları gibi) olduğunu var sayar. Ayetteki sıralamada ise hiçbir şekilde böyle bir mantık ve tarif olmadığı çok açıktır. İnsanın bir damla su halinden sonra alak haline geldiği bildirilmektedir.

    Dolayısıyla, çok açıktır ki ayette, insan türünün geçirdiği evrim aşamaları değil, tek bir insanın anne karnından önceki, anne karnındaki ve doğduktan sonra yaşlılığına kadar devam eden yaratılış aşamaları tarif edilmektedir.

    Bazı yorumcular bu ayetlerdeki “canlıların sudan yaratılması” ifadesinde, evrim teorisine paralel bir mana var zannetmektedir. Oysa bu çok yanlışbir yorumdur. Ayetlerde canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70’i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamaz. İnsanın ve diğer canlıların sudan yaratıldığını bildiren diğer ayetlerde de yine evrim teorisine dayanak oluşturacak bir mana yoktur. Bu ifadeyi içeren bazı ayetler şu şekildedir:

    O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık.Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

    Aşağıdaki ayetlerde ise “bir damla suyun meni olduğu” açıkça ifade edilmektedir:

    Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O’dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü (min nutfetin iza tumna) zaman. Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş’et) de O’na aittir. (Necm Suresi, 45-47)

    Min : den, dan

    Nutfetin : Nutfe, bir damla

    iza : -dığı zaman

    tumna : meniyi akıtmak

    Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?(nutfeten min meniyyin yumna) (Kıyamet Suresi, 37)

    nutfeten : nutfe, bir damla su

    min : den, dan

    meniyyin : meni

    yumna : atılıp dökülen

    İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı. (Hulika min main dafikın) (Bu su,) Bel kemiği ile kaburgalar arasında (ki organlar)dan çıkar. (Tarık Suresi, 5-7)

    Hulika : yaratıldı

    min : den, dan

    main : su

    dafikın : Birden boşalan, dökülen, def’aten akıtan, akıtılan.

    • Bunlar için de aynı kantılardan soracağım ama :)))

  15. Sevgi

    Kuran da evrim yoktur
    ÖNCE TOPRAKTAN, SONRA SUDAN YARATILMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YÖNÜNDEKİ YANILGI

    “… Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?” (Kehf Suresi, 37)

    Ömer Nasuhi Bilmen ise aynı ayeti şu şekilde tefsir eder:

    … Senin aslın ve yaratılışın sebebi olan Hazreti Adem’i (topraktan) yaratan (sonra) da seni (bir nutfeden) en yakın maddei vücudun olan bir katre meniden (yaratan sonra da seni bir erkek olarak tesviye eden) seni böyle müteaddit etvari hayatiye (birçok hayat durumları) neticesinde tam, baliğbir insan olarak vücuda getiren Halik-i Kerim’i (inkar eder mi oldun) çünki ahiret hayatını inkar, onun zuhura geleceğini haber veren ve ona kadir olan Allah Teala’yı inkar demektir…

    Ayette geçen “topraktan yaratılma” Hz. Adem’in yaratılışını, sudan yaratılıp düzgün bir adam haline gelme ise spermden başlayan gelişmeyi anlatmaktadır. Aşağıdaki ayette de Allah’ın balçıktan doğrudan bir beşer yarattığına işaret edilmektedir. Hz. Adem’in yaratılışının anlatıldığı bu ayette de bir aşamadan bahsedilmemektedir:

    Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmişbir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.” (Hicr Suresi, 28-29)

    Zaten Kuran’da anlatılan yaratılışaşamaları dikkatle okunur, birbirini takip eden süreçler göz önünde bulundurulursa evrimci yorumun yanlışolduğu da hemen anlaşılır.

    Kuran’da Hz. Adem’in evrimsel bir aşama ile yaratılmadığını açıkça bildiren daha pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır:

    Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)

    Yukarıdaki ayette Allah Hz. Adem ile Hz. İsa’nın aynı şekilde yaratıldıklarını bildirmektedir. Daha önce de vurguladığımız gibi Hz. Adem, herhangi bir atası olmaksızın, topraktan ve Allah’ın “Ol” demesiyle var edilmiştir. Hz. İsa ise yine bir babası olmaksızın, Allah’ın dilemesiyle, bir “Ol” emriyle yaratılmıştır.

    Topraktan ve sudan yaratılmanın bildirildiği diğer ayetlerde de, az önceki maddede incelediğimiz gibi insanın evrim aşamaları değil, insanın yaratılışının anne karnına düşmeden önceki, anne karnındaki ve doğumdan sonraki aşamaları tarif edilmektedir:

    Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılışbiçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuşbir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

    • Bu yazdıklarınıza, bilim, biyoloji, gözlem ve mantık açısından kanıtınız var mıdır?

  16. Sevgi

    Kuran da evrim yoktur
    HZ. ADEM’İN İLK İNSAN OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ YANILGI

    Evrimsel yaratılış yanılgısıyla ilgili olarak ortaya atılan bir diğer iddia ise, Hz. Adem’in ilk insan olmayabileceği -hatta insan olmayabileceği (Hz. Adem’i tenzih ederiz)- şeklindedir. Bu batıl iddiaya sözde delil olarak aşağıdaki ayet gösterilmektedir:

    Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi. (Bakara Suresi, 30)

    Bu iddiayı savunan çevreler ayette geçen “halife var edeceğim” şeklindeki ifadede geçen Arapça “ceale” fiilini, “tayin etmek” kelimesi ile açıklamaktadırlar. Yani Hz. Adem’in ilk insan olmadığı, birçok insan arasından halife olarak “tayin edildiği” yanılgısını öne sürmektedirler. Oysa “ceale” kelimesinin Kuran’da kullanılan çok çeşitli anlamları vardır ve bunlar şu şekildedir:

    Ceale: Yaratmak, icad etmek, çevirmek, yapmak, koymak, kılmak

    Kuran’da “ceale” filinin geçtiği diğer ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

    Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti (ceale) ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi… (Zümer Suresi, 6)

    De ki: “Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren (ceale) O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk Suresi, 23)

    Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, “ceale” kelimesi bu ayette yaratılma anlamında kullanılmıştır. Ayrıca pek çok ayette de Hz. Adem’in topraktan yaratıldığı belirtilmektedir. Hz. Adem’in, diğer insanlar içinde bir insan olmadığı, özel ve farklı bir yaratılışa sahip olduğu bu ayetlerden de anlaşılmaktadır

    • Bu konulara bilimsel, mantıksal, gözleme dayalı herhangi bir kanıtınız var mıdır?

  17. hakan

    Evrim teorisi eşki çağlardan beri inanılan batıl bir görüş olarak hep vardı. Yaratılışı inkar etmek için Darwin’den sonra bunu bilim adı altında empoze etmeye başladılar. Defalarca sahte deliller üretildi, minik kemiklerden hayal ürünü görseller oluşturuldu. Ama 700 milyondan fazla fosil şunu söyledi: Canlılık Cambriyen döneminde bir anda çoğaldı ve o zamandan beri hiç değişikliğe uğramadı. Sonra mutasyonlar, seçilim vs kılıflar bulmaya çalıştılarsa da bu sözde süreçler yeni tür oluşumunu sağlamadığı açıkça ortada. Peki neden tüm dünyada kabul görüyor? Çünkü evrim teorisinin geçersizliğini kabul etmek yaratılışı kabul etmek anlamına gelir bu da şeytani odakların işine gelmiyor tabi. Şimdi de en son numara bu. Haşa evrim teorisinin İslamda ve Kuran’da var olduğu aldatmacası ile, her şeyin kör tesadüflere dayalı olduğu bir teori yumuşatılarak inancımıza balta vurmaya çalışılıyor. Evrimcilerin bilim kılığına bürüdüğü batıl inanç sistemi çoktan delilleriyle çürütüldü. Evet okuyun araştırın. Galileo dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğinde insanların çoğu delicesine nasıl karşı çıkıp sözde delillerini sunduysa, evrim teorisi de çoğunluğun direttiği, yaratılış karşıtı sözde bilimsel bir aldatmacadır.

    • Canlılğa dair tabiata baktığınızda başka bir açıklama görebiliyor musunuz? Kur’an’ın emrettiği gibi hani: Ankebut 20 🙂 Lütfen ateizm, pozitivizm ile bilim ve aklı karıştırmayın.

  18. Özkan CAN

    Sayın Sinan Hocam
    İnternetde izlediğim bir video üzerine size bu satırları yazıyorum. Vakit ayırıp okursanız memnun olurum
    Oradaki şu cümle dikkatimi çekti. Diyorsunuzki “ İslam adına veya din adına yaratılış üzerine konuşmak isteyen evrimi kabul etmek zorundadır. Çünkü yaratılışı izah eden başka bir teori yok”
    Öyleyse Allahda kainatı yaratmışsa “artık bu inanç boyutudur” evrimin söylediği tarzda yaratmıştır. Bu fikir İslamla çelişmez diyorsunuz.
    Ben bir biyolog ve ona yakın diğer ilim dalları konusunda ihtisas sahibi değilim dolayısıyla işin teknik meseleleri hakkında söz söyleme yetkim yok. Ama başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Oda şudurki
    Kur’an Kerim’in davası nedir? İnsanları neye davet eder ve yaratılıştan ve kainatdan bahsederken neyi hedefler?. Diye sorduğumuzda
    1- Kuranı Kerim in ilk davası tam tevhid inancıdır. Yani Allahın dışındaki her şeyin kainatdaki müdahalelerine uluhiyet noktasında sed çekmektir. Kainatdaki hadiselerin meydana gelmesinde ve mevcudatın yaratılmasında Allah ile beraber başka şeylerin de söz sahibi olduğunu red etmektir ve şirk fikrini tamamen yok etmektir.
    Yani Allah ile beraber kainatda yaratma noktasında tabiatın, kanunların, sebeblerin vb. şeylerin hakiki tesir sahibi olduğunu Kuran red eder ve kabul etmez.

    2- Kuran İnsanların Fikirlerini ve nazarlarını Allahın sanatına ve nimetlerine yöneltmek ve bu sayeyle insanların inanç dünyasında; kendilerini yaratan rablerine karşı bir muhabbet ve hayranlık uyandırmaktır. Bu yüzden Kuran kainatdan ve mevcudatdan bahs ederken Allah adına ve Allah hesabına bahs eder Kainatın kendi zatı noktasında bahs etmez.

    Mesela Kuran güneşten bahs ederken siraç yani lamba tabiri kullanır. Ve o güneşin belli bir yörüngede akıp gitdiğinden bahs eder. Bununla koca güneşi bir lamba gibi bütün canlıların ve insanların emrine amade yapmış olduğunu nazara verir ve böylece insana yapmış olduğu nimetin büyüklüğünü gösterir. Yani Güneşden bahs ederken onun Allah ve mevcudat arasındaki ilişkisine öncelik verir. (nimet olma yönü ve Allahın kudretini göstermesi ) Artık Güneşin diğer fiziki özellikleri boyu çapı içindeki reaksiyon gibi direk güneşin zatı ile ilgili diğer özellikler kuran nazarında ikinci üçüncü plandadır.
    3- Kuranın bir diğer hedefide ibadet dir. İbadetin ise manası Allahı isim ve sıfatları ile doğru tanıma, Ona hayranlık ve şükr duyguları içinde olma, ona dayanma ve güvenme, onu sevme ve Kendini yaratan rabbine karşı nasıl davranılması gerekiyorsa ve Kendini yaratan rabbi insandan nasıl bir davranış bekliyorsa öyle yaşama demektir.
    4- Kuranın ısrarla üzerine durduğu diğer konu haşir ve adaletdir. Yeniden yaratılma ve hesap günü. Bunu akıllara yatırmak için kainata bakmamızı ve her baharda ölmüş kainatın nasıl diriltildiğini görmemizi ve düşünmemizi Kuran emreder. Yeniden yaratılmanında böyle olacağını söyler. Tek farklaki hikmet gereği dünyada yaratılış tedrici yani zaman dahilinde merhale merhale olurken “baharda hızlandırılmış şekliyle” ahiretde ise bir anda ve zamansız bir şekilde olacaktır.
    5- Kuranın bir diğer hakikati peygamberlik mesleğidir. Çünkü yukarıdaki özetle söylenen temel gayeler ve hakikatler ancak bir peygamberin öğretmenliğinde tam manasıyla öğrenilebilir ve gerçekleşebilir.

    Birisi din adına konuşacaksa yada yaratılış adına konuşacaksa yukarda kuranın gayeleri ile ters düşmemelidir.
    Şimdi gözümüzün önünde Allahın sanatı olan muhteşem bir kainat var. Ve özellikle dünyada hayat sahibi binler milyonlar tür var. Hepsi bir deveran içinde doğum ve ölüm arasındaki içi içe geçmiş hayatları ile vazifelerini yapmakta. Biz Müslümanlarda bu kainata bakarak yaptığımız tefekkürle Allahın sanatının büyüklüğünü, nimetlerini, hülasa esmai hüsna dediğimiz isimlerini öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun sonucunda Allaha karşı hayranlığımız artmalı, muhabbetimiz artmalı. Emirlerine karşı ciddiyetimiz artmalı. Kudretine inancımız ve itimadımız artmalı. Ona olan emniyetimiz artmalı. Ve güzel ahlakımız artmalı v.b.

    Şimdi siz “canlıların bu güne gelişinde evrimi kabul etmek zorundayız . bunu bilim söylüyor” derken.
    Bu evrim fikri
    1- Tabiata bir tesir ve yaratma etkisi veriyormu?
    2- Tabiatdaki kanunlara bir tesir ve yaratma etkisi veriyormu?
    3- Kainatdaki sebeplere bir tesir ve yaratma etkisi, gücü veriyormu ?
    4- İradeyi ortadan kaldırıp kendi kendine meydana gelmeye bir ihtimal veriyormu?
    Eğer veriyorsa bu Kuranın tam tevhid fikriyle çelişmiyor mu?

    Diğer noktaki evrim fikri ile felsefenin dinsizliğe alet ettiği bir yolu genişletmeğe ve yaymaya çalışmak, bunu ders kitaplarına tekrar koymak Kurana mı hizmet edecek yoksa, dinsizliğe mi hizmet edecek. Biraz önce üzerinize afiyet yediğim şeftalinin lezzetini düşünüp bunu bana ihsan eden Cenabı Hakkı zikr ederek şükr etmek gibi kolay güzel ve hakikat bir yol varken, bunun hangi otdan evrildiğini düşünmek benim hangi şükrümü ve hayranlığımı arttıracak. Gözümün önünde küçük bir tohumdan ve çamurlu bir topraktan ağacı yaratan ve bana lezzetli bir şeftali meyvesini veren Allahı tefekkür etmek varken.
    İnsanların tohuma toprağa tabiata bahara takılıp Allahı unutmaları ve sebeblerde takılı kalmaları hatta büyük bir hata olarak şükrünü ve minnetdarlığını bu perdelere yapmaları vaki iken işin içine birde bunların nerden evrildiği gibi evrim fikri ile perdeleri arttırmak ve “yaratılış adına konuşanlar buna mecburdur demek” islamın ruhuna tamamen zıt değilmi?
    Temel biyoloji bilgilerimize göre hali hazırda binler milyonlar tür var. Kahir ekseriyeti bir anne ve babadan gelmekte ve döllenme sonucu hayat bulmakta. Geriye doğru sonsuz devir imkansız olduğuna göre, bütün bu türlerin ilk bir babaya ve anneye ( yani tabir caizse bir adem ve havvaya) ihtiyaçları var. Türler arası çiftleşme neticesinde yeni bir çocuk ya yok yada nesli kesik olduğu ortada. ( örneğin çok afedersiniz at-eşek ve katır örneği ) Öyleyse bütün türler Allahın yaratması sonucu bir baba ve anneden meydana geldiğini söylemek hakikat iken ve bu bizim Cenabı hakkın ilmini, kudretini ve iradesini anlamakta yeterli iken, bu türlerin baharda tekrar diriltilmeleride haşre ve ahirete delil iken , daha evveliyatı ile ilgili meseleleri ve neyin neyden evrildiğini en büyük hakikat gibi anlatmak ne derece din adına doğru? Hem gerekli? Bu kainata Allah hesabına bahs etmek değilde kainatdan kendi hesabına bahs edip üstelik Allahı unutturmaya sebeb olmazmı ?
    Allahın butun canlıları sudan yarattığı kuranın bir hakikati iken ve bütün canlıların maddei esasiyeleri bir iken, ayrıca canlı ve cansız maddeler birbirlerine karşı bazen hem şifa bazen de zehir olduğu açık iken, tıp ve ziraat noktasında canlıların ve hatta cansızların birbirleri ile münasebetleri ve yakınlık dereceleri bilinmesi faydalı ve gerekli bir ilim iken, bunu evrim adı altında yukarıda da söylediğim gibi felsefenin dinsizliğe alet ettiği bir fikir akımını İslamla barıştırmağa çalışmak, farklı kulvarlara taşımak hatta mecbur kılmak din adına ne kadar doğrudur?
    Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran Allah, bir şeyden her şeyi yapan ve her şeyi bir şey yapan Allah ( Yediğimiz muhtelif yemekler bize mahsus bir cilt ve deri olur. Her şey bir şey olur. İçtiğimiz bir su ile bütün cihazatımız yaratılır. Bir Şey her şey olur.) ve haşirde bütün mahlukatını bir göz açıp kapayıncaya kadar zamansız tekrar diriltecek olan Allah ki, Rabbimizi Kuranın tarif ettiği şekilde anlamak ve anlatmak varken evrim fikri gibi suistimale açık ve doğruluğu sizinde dediğiniz gibi kesin olarak kanıtlanmayan ve Allahın büyüklüğünü kudretini anlamaktan ziyade onu unutturmaya sebeb olabilecek olan sadece şu an sizce iyi izah eden bir kuram diye din adına konuşanların buna mecbur tutulması ne derece doğrudur?

    Özkan CAN
    Elektrik Mühendisi
    Denizli 01/07/2017

  19. Özkan CAN

    Sayın Sinan CANAN Hocam
    İnternetde izlediğim bir video üzerine size bu satırları yazıyorum. Vakit ayırıp okursanız memnun olurum
    Oradaki şu cümle dikkatimi çekti. Diyorsunuzki “ İslam adına veya din adına yaratılış üzerine konuşmak isteyen evrimi kabul etmek zorundadır. Çünkü yaratılışı izah eden başka bir teori yok”
    Öyleyse Allahda kainatı yaratmışsa “artık bu inanç boyutudur” evrimin söylediği tarzda yaratmıştır. Bu fikir İslamla çelişmez diyorsunuz.
    Ben bir biyolog ve ona yakın diğer ilim dalları konusunda ihtisas sahibi değilim dolayısıyla işin teknik meseleleri hakkında söz söyleme yetkim yok. Ama başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Oda şudurki
    Kur’an Kerim’in davası nedir? İnsanları neye davet eder ve yaratılıştan ve kainatdan bahsederken neyi hedefler?. Diye sorduğumuzda
    1- Kuranı Kerim in ilk davası tam tevhid inancıdır. Yani Allahın dışındaki her şeyin kainatdaki müdahalelerine uluhiyet noktasında sed çekmektir. Kainatdaki hadiselerin meydana gelmesinde ve mevcudatın yaratılmasında Allah ile beraber başka şeylerin de söz sahibi olduğunu red etmektir ve şirk fikrini tamamen yok etmektir.
    Yani Allah ile beraber kainatda yaratma noktasında tabiatın, kanunların, sebeblerin vb. şeylerin hakiki tesir sahibi olduğunu Kuran red eder ve kabul etmez.

    2- Kuran İnsanların Fikirlerini ve nazarlarını Allahın sanatına ve nimetlerine yöneltmek ve bu sayeyle insanların inanç dünyasında; kendilerini yaratan rablerine karşı bir muhabbet ve hayranlık uyandırmaktır. Bu yüzden Kuran kainatdan ve mevcudatdan bahs ederken Allah adına ve Allah hesabına bahs eder Kainatın kendi zatı noktasında bahs etmez.

    Mesela Kuran güneşten bahs ederken siraç yani lamba tabiri kullanır. Ve o güneşin belli bir yörüngede akıp gitdiğinden bahs eder. Bununla koca güneşi bir lamba gibi bütün canlıların ve insanların emrine amade yapmış olduğunu nazara verir ve böylece insana yapmış olduğu nimetin büyüklüğünü gösterir. Yani Güneşden bahs ederken onun Allah ve mevcudat arasındaki ilişkisine öncelik verir. (nimet olma yönü ve Allahın kudretini göstermesi ) Artık Güneşin diğer fiziki özellikleri boyu çapı içindeki reaksiyon gibi direk güneşin zatı ile ilgili diğer özellikler kuran nazarında ikinci üçüncü plandadır.
    3- Kuranın bir diğer hedefide ibadet dir. İbadetin ise manası Allahı isim ve sıfatları ile doğru tanıma, Ona hayranlık ve şükr duyguları içinde olma, ona dayanma ve güvenme, onu sevme ve Kendini yaratan rabbine karşı nasıl davranılması gerekiyorsa ve Kendini yaratan rabbi insandan nasıl bir davranış bekliyorsa öyle yaşama demektir.
    4- Kuranın ısrarla üzerine durduğu diğer konu haşir ve adaletdir. Yeniden yaratılma ve hesap günü. Bunu akıllara yatırmak için kainata bakmamızı ve her baharda ölmüş kainatın nasıl diriltildiğini görmemizi ve düşünmemizi Kuran emreder. Yeniden yaratılmanında böyle olacağını söyler. Tek farklaki hikmet gereği dünyada yaratılış tedrici yani zaman dahilinde merhale merhale olurken “baharda hızlandırılmış şekliyle” ahiretde ise bir anda ve zamansız bir şekilde olacaktır.
    5- Kuranın bir diğer hakikati peygamberlik mesleğidir. Çünkü yukarıdaki özetle söylenen temel gayeler ve hakikatler ancak bir peygamberin öğretmenliğinde tam manasıyla öğrenilebilir ve gerçekleşebilir.

    Birisi din adına konuşacaksa yada yaratılış adına konuşacaksa yukarda kuranın gayeleri ile ters düşmemelidir.
    Şimdi gözümüzün önünde Allahın sanatı olan muhteşem bir kainat var. Ve özellikle dünyada hayat sahibi binler milyonlar tür var. Hepsi bir deveran içinde doğum ve ölüm arasındaki içi içe geçmiş hayatları ile vazifelerini yapmakta. Biz Müslümanlarda bu kainata bakarak yaptığımız tefekkürle Allahın sanatının büyüklüğünü, nimetlerini, hülasa esmai hüsna dediğimiz isimlerini öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun sonucunda Allaha karşı hayranlığımız artmalı, muhabbetimiz artmalı. Emirlerine karşı ciddiyetimiz artmalı. Kudretine inancımız ve itimadımız artmalı. Ona olan emniyetimiz artmalı. Ve güzel ahlakımız artmalı v.b.

    Şimdi siz “canlıların bu güne gelişinde evrimi kabul etmek zorundayız . bunu bilim söylüyor” derken.
    Bu evrim fikri
    1- Tabiata bir tesir ve yaratma etkisi veriyormu?
    2- Tabiatdaki kanunlara bir tesir ve yaratma etkisi veriyormu?
    3- Kainatdaki sebeplere bir tesir ve yaratma etkisi, gücü veriyormu ?
    4- İradeyi ortadan kaldırıp kendi kendine meydana gelmeye bir ihtimal veriyormu?
    Eğer veriyorsa bu Kuranın tam tevhid fikriyle çelişmiyor mu?

    Diğer noktaki evrim fikri ile felsefenin dinsizliğe alet ettiği bir yolu genişletmeğe ve yaymaya çalışmak, bunu ders kitaplarına tekrar koymak Kurana mı hizmet edecek yoksa, dinsizliğe mi hizmet edecek. Biraz önce üzerinize afiyet yediğim şeftalinin lezzetini düşünüp bunu bana ihsan eden Cenabı Hakkı zikr ederek şükr etmek gibi kolay güzel ve hakikat bir yol varken, bunun hangi otdan evrildiğini düşünmek benim hangi şükrümü ve hayranlığımı arttıracak. Gözümün önünde küçük bir tohumdan ve çamurlu bir topraktan ağacı yaratan ve bana lezzetli bir şeftali meyvesini veren Allahı tefekkür etmek varken.
    İnsanların tohuma toprağa tabiata bahara takılıp Allahı unutmaları ve sebeblerde takılı kalmaları hatta büyük bir hata olarak şükrünü ve minnetdarlığını bu perdelere yapmaları vaki iken işin içine birde bunların nerden evrildiği gibi evrim fikri ile perdeleri arttırmak ve “yaratılış adına konuşanlar buna mecburdur demek” islamın ruhuna tamamen zıt değilmi?
    Temel biyoloji bilgilerimize göre hali hazırda binler milyonlar tür var. Kahir ekseriyeti bir anne ve babadan gelmekte ve döllenme sonucu hayat bulmakta. Geriye doğru sonsuz devir imkansız olduğuna göre, bütün bu türlerin ilk bir babaya ve anneye ( yani tabir caizse bir adem ve havvaya) ihtiyaçları var. Türler arası çiftleşme neticesinde yeni bir çocuk ya yok yada nesli kesik olduğu ortada. ( örneğin çok afedersiniz at-eşek ve katır örneği ) Öyleyse bütün türler Allahın yaratması sonucu bir baba ve anneden meydana geldiğini söylemek hakikat iken ve bu bizim Cenabı hakkın ilmini, kudretini ve iradesini anlamakta yeterli iken, bu türlerin baharda tekrar diriltilmeleride haşre ve ahirete delil iken , daha evveliyatı ile ilgili meseleleri ve neyin neyden evrildiğini en büyük hakikat gibi anlatmak ne derece din adına doğru? Hem gerekli? Bu kainata Allah hesabına bahs etmek değilde kainatdan kendi hesabına bahs edip üstelik Allahı unutturmaya sebeb olmazmı ?
    Allahın butun canlıları sudan yarattığı kuranın bir hakikati iken ve bütün canlıların maddei esasiyeleri bir iken, ayrıca canlı ve cansız maddeler birbirlerine karşı bazen hem şifa bazen de zehir olduğu açık iken, tıp ve ziraat noktasında canlıların ve hatta cansızların birbirleri ile münasebetleri ve yakınlık dereceleri bilinmesi faydalı ve gerekli bir ilim iken, bunu evrim adı altında yukarıda da söylediğim gibi felsefenin dinsizliğe alet ettiği bir fikir akımını İslamla barıştırmağa çalışmak, farklı kulvarlara taşımak hatta mecbur kılmak din adına ne kadar doğrudur?
    Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran Allah, bir şeyden her şeyi yapan ve her şeyi bir şey yapan Allah ( Yediğimiz muhtelif yemekler bize mahsus bir cilt ve deri olur. Her şey bir şey olur. İçtiğimiz bir su ile bütün cihazatımız yaratılır. Bir Şey her şey olur.) ve haşirde bütün mahlukatını bir göz açıp kapayıncaya kadar zamansız tekrar diriltecek olan Allah ki, Rabbimizi Kuranın tarif ettiği şekilde anlamak ve anlatmak varken evrim fikri gibi suistimale açık ve doğruluğu sizinde dediğiniz gibi kesin olarak kanıtlanmayan ve Allahın büyüklüğünü kudretini anlamaktan ziyade onu unutturmaya sebeb olabilecek olan sadece şu an sizce iyi izah eden bir kuram diye din adına konuşanların buna mecbur tutulması ne derece doğrudur?

    Özkan CAN
    Elektrik Mühendisi
    Denizli 01/07/2017

  20. Gulsah gurbuz

    Keske sadece maymundan gelseydik!

    Halbuki insanda yum hayvanat bitki cemadat kisacasi even suzulmus ozet halinde kainata bir meyve olarak yaratilmis.

    Kainat agacinda dallar unsurlar , cicekler bitkilet, yapraklar hayvanat be meyve insandir. Meyvenin cekirdeginde, dalda var yaprakda car cicek ve hatta kok de bulunur.

    Risale I, nurda ozellikle Muhakemat adli eserde cok acik, bir sekilde evrimsel bir surecle insanin maymundan gelmedigi anlatiyor.

    Sinan hocam sizi takip ediyorum ve seviyorum ama uslubunuzda hep,igneleyici,bir dayatma alttan alta kendini hissettiriyor ki bu sizin acik,fikirli olma tavsiyelerinizle celisiyor gozukuyor.

    Saygilar

  21. Muhammed Yasin Bulut

    https://www.google.com.tr/amp/slideplayer.biz.tr/amp/1979253/ adresli sitede zafer zengin in hazırladığı sunuda yaratılış görüşünde entropiye dayanarak bir açıklama yapılmış sizce ne kadar doğru inceleyip açıklarsanız sevinirim.
    Teşekkürler

  22. Ruhi

    Meleklerin ve cinlerin de evrimi var mı tabi öncelikle onlara inanıyor musunuz

  23. Ersin

    İlk maddenin yoktan yaratılmasında bir mahsur yokken sonrakilerde niye olsun.
    Herşey biricik ve kendine özgü yaratılıp kanunlar dediğimiz Allah’ın ilim ve kudret tezahürleriyle varoluyor olamaz mı?
    Ve bir müslüman olarak ; bir anda ve biricik yaratması mümkün olan yaratıcımızın bu şekilde yaratıyor göstermesindeki hikmet nedir sizce ?
    ( Zira yaratıcı için bu bir mecburiyet değil ve bu teori doğru olsa bile izafi bir görüntüden ibaret. Farklı bir görüntüde olabilirdi ve biz bilim denen Adetullah perdesinde onun peşine düşerdik.)
    Cevabınızı merakla bekliyorum.

  24. Ersin

    Her varlığın her davranışının diğerlerinin ihtiyaçlarına cevap vermesi ve böylece ancak hep beraber var olabilmeleri yani ekolojik denge olmaksızın varlıklar nasıl olabilirler.

    Ayrıca; Hz. Adem ilk önce şuurlu bir varlık olarak varoldu ise ve türler üreme ile devam ediyorsa her tür aynı anda dişisiyle birliktemi evriliyor bir üst gruba. Yoksa bir alt gruptaki ile çiftleşerek mi üremesini sürdürüyor. Bu durumda Hz.Havva’yı nasıl konumlandıracaksınız bir Müslüman olarak.

  25. Ersin

    Her varlığın her davranışının diğerlerinin ihtiyaçlarına cevap vermesi ve böylece ancak hep beraber var olabilmeleri yani ekolojik denge olmaksızın varlıklar nasıl olabilirler.

    Ayrıca; Hz. Adem ilk şuurlu varlık olarak varoldu ise ve türler üreme ile devam ediyorsa her tür aynı anda dişisiyle birliktemi evriliyor bir üst gruba. Yoksa bir alt gruptaki ile çiftleşerek mi üremesini sürdürüyor. Bu durumda Hz.Havva’yı nasıl konumlandıracaksınız bir Müslüman olarak.

Yorum Yollayın Bilelim