Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

S.C.net | September 21, 2017

Scroll to top

Top

25 Comments

Cinsel işlevler, beyin ve eşcinsellik: Bir şeyleri fena halde yanlış anlıyor olabiliriz!

Cinsel işlevler, beyin ve eşcinsellik: Bir şeyleri fena halde yanlış anlıyor olabiliriz!

Cinsellik, dünya üzerindeki tüm organizmaların en temel işlevine tekabül eder. Beslenme, metabolizma, hareket ve insanda karşımıza çıkan diğer üstün bilişsel özelliklerin tamamı aslında tüm canlılarda, biyolojik olarak üreme işlevine yardımcı olan, genlerin sonraki nesillere başarılı bir şekilde aktarılmasını sağlamak üzere çalışan mekanizmalar olarak düşünülebilir. Böyle söyleyince normal insanlara biraz garip gelebileceğinin farkındayım; ama biyolojik gerçek budur. Biyolojik bedenin en önemli işlevi, genleri sonraki nesillere aktararak türün devamını mümkün kılmaktır.

En temel biyolojik işlev üremek olunca, üremeyle ilgili tüm işlevler de canlıların davranışlarında temel belirleyici bir konumda bulunur. Aynı mantıkla, beyin denen sinir sisteminin kontrol merkezine baktığınızda, orası için de bu temel kural geçerlidir. Üreme ile ilgili devreler, hücreler, bağlantılar ve kimyasal haberleşme maddeleri, canlının davranışı üzerinde çok belirgin bir etkiye sahiptir. Bu etki o kadar ileri gidebilir ki, mesela çiftleşme sonrası erkeklerin dişiye yem olduğu bazı böcek türlerinde olduğu gibi, türün selameti açısından bireyin feda edilebileceği bir noktaya kadar ulaşabilir. Canlılar alemindeki davranışların beslenme dışında kalan çok büyük bir kısmı üreme, kur yapma ve çiftleşme süreçleri ile ilgilidir.

Eşeyli üreme, erkek ve dişi olarak iki cinsin, “eşey hücreleri” dediğimiz özel hücreleri çeşitli yöntemler ile birleştirmesine dayanır. Bu birleşme, cinsel ilişki şeklinde olabildiği gibi, balıklarda olduğu gibi, beden dışında sperm ve yumurtaların buluşması şeklinde de olabilir. Milyonlarca canlı türünde son derece karmaşık ve çeşitli yöntemlerle yürütülen bu temel süreç, canlılığın çeşitliliğinin ve değişen koşullara uyum sağlama gücünün temelini oluşturur. Aynı canlının kopyalarının oluşturulduğu eşeysiz üremeye göre, erkek ve dişiden gelen farklı kombinasyonların birleştiği eşeyli üremede, çeşitlilik açısından imkanlar neredeyse sınırsız hale gelir.

Gelelim insanlardaki duruma: Özetle, normal bir cinsel gelişim sürecinde erkek ve dişi olarak iki cinsiyete sahibizdir. Henüz anne karnında başlayan bu süreç, cinsiyet hormonları dediğimiz testosteron ve östrojen gibi hormonların etkisiyle, bunların düzeylerine ve salınma ritimlerine de bağlı olarak, daha anne karnında cinsiyet karakterlerinin ortaya çıkmasını sağlar. İlk haftalarda anne karnındaki tüm bebekler cinsiyetsizdir, daha doğrusu hepsi önce kız bebeklerdir. Ne zaman ki erkek bebeklerin cinsiyet sistemleri gelişmeye ve testosteron dediğimiz hormonun miktarı artar, işte o zaman bebek erkek bebeğe dönüşecek değişimler geçirmeye başlar. Bu olayın önemli bir kalıntısı erkeklerdeki meme başlarıdır. Normalde emzirme işlevi olmayan erkeklerde neden meme başı olduğunu merak ediyorsanız, cevabı bu geç devreye giren cinsiyet farklılaşmasındandır. Anne karnındaki bebek henüz erkek olmaya başlamadan önce memeler oluşur; fakat erkek bebek gelişiminde, daha sonra yağ doku ile şişecek meme dokusunu meydana getirecek biyolojik donanım artık gelişmez ve geriler. Bundan dolayı erkeklerde meme olmasa da bir kalıntı olarak meme başı mevcuttur.

Hormonların eşliğinde başlayan bu cinsiyet gelişimi sadece bedeni değil, beyni de etkiler. Vücuttaki cinsel organlar şekillenirken, beyinde de erkek ve dişi bebeklere özel değişiklikler oluşmaya başlar. Bunlardan belki de en iyi bilineni, erkek bebeklerde beynin sol yarısının kız bebeklere göre biraz daha yavaş gelişmesidir. Bu küçük gelişim farkı, testosteron denen hormon sayesinde olur ve doğumdan sonraki yaşlarda kız ve erkek bebekler arasındaki bir çok temel davranış farkının ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Erkek ve kız bebeklerin beyinlerine daha derinlemesine bakıldığında, beynin özellikle hormon sistemini kontrol eden hipotalamus bölgesinde belirgin farklılılar ortaya çıktığını görebiliyoruz. Henüz anne karnında, hamileliğin ikinci yarısıyla birlikte başlayan bu değişiklikler, özellikle detaylarda, erkek ve kadın beyninin farklı özellikler taşımasını sağlar.

Erkek ve kadın beynindeki en önemli farklılıkları kabaca şöyle sıralamak mümkün:

  • Corpus callosum: İki beyin yarısını birbirine bağlayan kalın bir sinir hücresi uzantıları demeti olan corpus callosum, kadınlarda erkeklere göre daha büyüktür. Bu da iki beyin yarısı arasındaki bağlantıların kadınlarda daha yoğun olmasına neden olur.
  • Amigdala: Beynimizin korku, stres ve alarm bölgesi olan amigdala ile ilgili raporlar karmaşık sonuçlar verse de, kadınla erkek arasında farklı olduğuna dair çok işaretler var. Sağ ve sol amigdalanın erkek ve kadında farklı çalıştığını, genel olarak duygusal değerlendirmede kadınlarda daha aktif olduğunu biliyoruz.
  • Hippokampus: Beynimizin hafıza oluşturma, navigasyon ve duygularla ilgili bir bölümü olan hippokampus, kadınla erkek arasında ciddi fark gösteren bölgelerden birisi. Bu bölgenin farklı işlemesine bağlı olarak mesela erkeklerde hafif stres altında öğrenme artarken, kadınlarda tam tersine azalıyor. Ayrıca erkeklerde ve kadınlarda baskın hippokampuslar da farklı. Erkekte sol taraf baskınken, kadında sağ hippokampus daha baskın olarka faaliyete geçiyor. Ayrıca yeni sinir hücrelerinin en fazla üretildiği yer olan hippokampus, bu açıdan erkeklerde daha aktif.
  • Frontal lob: Ön beynimiz bir çok işlevsel alana ayrılıyor ve işlevleri henüz açık değil. Fakat buranın bazı bölümleri kadın ve erkeklerde farklı organize olmuş görünüyor. Mesela sosyal ve duygusal öğrenme süreçlerinde öneml olan ventromedila prefrontal korteks (VMPFC) erkeklerde sağ, kadınlarda ise sol tarafta daha aktif. Orbitofrontal kortesk gibi bazı özel alanlara alınan hasarlar erkeklerde önemli işlev kayıplarına neden olurken kadınlarda pek belirgin soruna yol açmayabiliyor.
  • Anterior singulat korteks: Davranışları kontrol etme ve karar verme bölgelerinden birisi olan ACC bölgesinde erkeklerde daha az sinirsel doku var ve bu da erkeklerin biraz daha agresif davranmalarının altında yatan nedenlerden birisi olarak yorumlanıyor.
    Beyin kabuğu: Kadınlar, bir çok işlevsel beyin bölgesi açısınan erkeklerden daha fazla beyin kabuğuna, yahut “gri maddeye” sahipler. Fakat buradaki toplam hücre sayısı erkeklerde daha fazla.
  • Beyaz madde: Beyinde uzak alanları birbirine bağlayan sinir hücresi uzantılarından oluşan beyaz madde de bazı bölgelerde kadınlarda daha kalın.
  • Hipotalamus: Beynimizin otonom sinir sistemi ve hormon sisteminin en üst kontrol merkezi olan hipotalamusta cinsiyetler arasında farklılık gösterdiği bilinen bir çok bölge var. Bunlardan en temel olanları:
    • Beynimizdeki biyolojik saat merkezi olan suprakiazmatik çekirdek, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha büyük (Swaab, 2014)
    • Ön hipotalamustaki INAH3 (interstisyel çekirdek; cinsiyetler arası dimorfik çekirdek-Sexually Dimorphic Nucleus – SDN), her yaş gurubundaki erkeklerde kadınlara göre belirgin oranda daha büyük (Allen ve ark., 1989).

Eşcinsellik neden oluyor?

Önce bir mini sözlük:

Heteroseksüel (heterosexual): Karşı cinse normal cinsel veya romantik istek duyan kişi
Eşcinsel/Homoseksüel (homosexual): Kendi görünen biyolojik cinsiyetine sahip bireylere cinsel veya romantik arzu duyan kişi.
Biseksüel (bisexual): Her iki cinsiyete karşı da cinsel yahut romantik ilgi duyan kişi.
Transseksüel (transsexual): Dışsal cinsiyetiyle barışamayan ve genelde tıbbi müdahale ile karşı cinsiyetin cinsel özelliklerine geçiş yapan kişi.
Gey (gay): Eşcinsel kişi (erkek veya kadın).
Lezbiyen (lesbian): Kadın eşcinsel

Öncelikle temel sonucu bir paylaşayım: Eşcinsel bireylerin beyni, dıştan görünen cinsiyetlerini taşıyan hemcinslerden büyük oranda farklı. Anne karnında meydana gelen ve gelişen bir çok yapı, eşcinsel bireylerde, hemcinslerinden çok karşı cinsin beyin yapısına daha fazla benzerlik gösteriyor.

Eşcinsel bireylerle heteroseksüel bireyler arasında bazı beyin farklarını kısaca şöyle özetlemek mümkün:

  • Suprakiazmatik çekirdek (SCN), eşcinsel erkeklerde, heteroseksüel erkeklere göre daha büyük (Swaab, 2014). Bu bulgu, SCN çekirdeğinin eşcinsellere özel bir yapı değişikliği olduğunu düşündürüyor.
  • INAH-3 çekirdeği eşcinsel erkeklerde, kadın ve erkek boyutlarının arasında bir boyuta sahip (LeVay, 1991).
  • Hipotalamusun hemen üzerinde yer alan ve sağ ile sol şakak loblarını içten birbirine bağlayan bağlantı da eşcinsel erkeklerde belirgin olarak daha büyük (Swaab, 2014).
    Eşcinsel erkeklerin corpus callosum bağlantısı, kadınlarda olduğu gibi, heteroseksüel erkeklerden daha büyük (Swaab, 2014).

Sadece yapısal değil, işlevsel farklılıklar da var. İşlevsel farklılıklar beynin belli uyaranlara nasıl tepki verdiği ölçüldüğünde ortaya çıkan farklılıklardır. İşlevsel farklılıklardan bazı önemlileri şunlar:

  • Erkeklerden elde edilen cinsel feromonlar (koku habercileri) heteroseksüel kadınlarda ve eşcinsel erkeklerde hipotalamus faaliyetine neden oluyor. Fakat bu faaliyet heteroseksüel erkeklerde görülmüyor (Swaab, 2014).
  • Heteroseksüel kadınlarda ve eşcinsel erkeklerde, heteroseksüel erkeklere ve lezbiyenlere göre amigdala ile diğer beyin bölgeleri arasında daha fazla bağlantı var (Swaab, 2014).
  • Heteroseksüel erkeklerde ve lezbiyenlerde, bir kadın yüzü fotoğrafı gösterildiğinde talamus ve prefrontal kortekste çok daha yoğun faaliyet oluşuyor. Eşcinsel erkeklerde be heteroseksüel kadınlarda ise benzer aktivite erkek yüz fotoğrafları gösterildiğinde ortaya çıkıyor (Swaab, 2014).

Bunlar belli başlı olarak ortaya konmuş farklılıklardan bazıları. Eşcinsel ve heteroseksüel bireylerin bu işlevsel ve yapısal farklılıkları genel olarak ele alındığında ortaya ilginç ve sade bir manzara çıkıyor: Eşcinsel erkeklerle heteroseksüel kadınların ve eşcinsel kadınlarla heteroseksüel erkeklerin beyin özellikleri birbirlerine benziyor. Yani dış cinsiyeti ne olursa olsun, eşcinsel bir birey, doğuştan karşı cinsin beyinsel özelliklerine sahip olarak doğuyor.

Bahsedilen yapıların tamamı anne karnında hamileliğin ikinci yarısında teşekkül eden ve gelişimleri tamamen anne karnındaki süreçlerle ilgili olan yapılardır. Ayrıca bahsedilen beyin yapılarının tamamı bilinçsiz çalışan, hormon sistemlerini ve iradesiz otonom işlevlerimizi kontrol eden iç yönetim sistemlerine aittir. Bunlardaki değişikliklerin yetişme sırasındaki çevresel şartlara bağlı olmadığı açıkça biliniyor. Yani burada sadece bir kısmı sayılan deneysel ve gözlemsel bulgular, cinsel yönelimin, en azından bu şekilde beyin yapısına sahip olan insanlarda bir seçenek olmadığını açıkça gösteriyor. Eşcinsellik ve transseksüellik durumları, buradan da açıkça anlaşılacağı gibi, bahsettiğimiz biyolojik yapının doğal bir sonucu aslında…

Çocukların eşcinsel olma ihtimalini artıran bazı çevresel faktörler de var. Bunlardan bazıları:

  • Hamilelikte düşükleri önlemek amaçlı sentetik östrojen alınması
  • Hamilelik döneminde nikotin ve amfetamin alınması
  • Birden fazla büyük erkek kardeşi olan erkek çocuklarda, annenin önceki erkek bebeklerine karşı geliştirdiği bağışıklık tepkimeleri, sonraki erkek çocuklarda cinsel işlevlerin değişmesine neden olabiliyor (Swaab, 2014).

Burada önemli bir noktayı vurgulamakta yarar var. Genellikle eşcinsel eğilimlerin yetişme çağında karşılaşılan çevreyle veya yetiştirilme biçimiyle ilgili olduğuna dair yaygın bir inanış vardır; fakat bunu destekleyecek herhangi bir bilimsel kanıt veya gözlem yok. Örneğin eşcinsel çiftlerin büyüttükleri çocuklarda artan bir eşcinsellik oranı görülmüyor. Genel olarak bakıldığında eşcinselliğin bir “yaşam tarzı seçimi, tercihi” olarak görülebilmesi pek mümkün değil.

Bir “hastalık”(?) olarak eşcinsellik

Eşcinselliğin bir hastalık olarak tanımlanmasının kökenleri batıda 19 yüzyılın sonlarına uzanıyor. 1950 ve 60’larda ABD psikiyatristleri arasında eçcinselleri tedavi etmek üzere tiksindirme terapileri uygulanması oldukça yaygın bir uygulamaydı (hatta Stanley Kubrick’in kasik filmi A Clockwork Orange’a da konu olmuş bir uygulamadır bu). Zihinsel hastalıkların tanı ve sınıflandırılması açısından temel bir rehber kabul edilen DSM’nin 1968 yılında yayınlanan ikinci baskısında eşcinsellik bir zihinsel hastalık olarak kaydedilmişti. Zaten 19. yüzyıldan beri eşcinseller kilise tarafından günahkar addedilip kiliseden dışlanıyordu ve aydınlanma sonrası da “günah” terimi “hastalık” terimine dönüştürülmüş oldu. 1978 yılıdna Amerikan Psikiyatri Birliği üyelerinin yaptığı oylama sonucunda eşcinsellik bir hastalık olarak DSM’den çıkartıldı fakat yerine “cinsel yönelim bozukluğu” ifadesi yerleştirildi. 1981 yılında ise bu da kaldırılarak eşcinsellik DSM’de yer alan bir hastalık olmaktan çıkartıldı. Farklı uygulama ve anlayışlar halen devam etse de günümüzde batıda gay bireylere yapılan terapilerde kişilerin cinsel kimliklerini kabul etmesine yardımcı olacak teknikler ağırlıklı olarak kullanılıyor.

Kısacası bu gün artık dünya ölçeğinde eşcinsellik, transseksüellik ve diğer cinsel yönelim biçimleri, “hastalık” olarak sınıflandırılmıyor. Özellikle psikiyatrik durumlar söz konusu olduğunda, hastalık denen tanımlamanın toplumun sosyal kodlarına göre çok hızlı evrilmesi ve değişmesi söz konusu. Yarın ne olacağını çok bilemesek de bu gün itibariyle bilimsel açıdan eşcinsellik bir “hastalık” değil.

Biseksüellik ve eşcinsellik arasındaki fark

Biseksüel erkek ve kadınlarda, her iki cinse de ilgi duyma durumu söz konusudur. Eşcinsellerde ise sadece kendi dış cinsiyetiyle aynı cinsiyette insanlara karşı bir cinsel veya romantik ilgi durumu gözlemlenir. Dolayısıyla biseksüellikle eşcinsellik temelden farklı iki hadisedir. Biseksüellerde yapılan çalışmalarda, az önce eşcinsellik için bahsedilen biyolojik bulguların çoğuna rastlamıyoruz. Biseksüel erkek ve kadınların beyin yapısı, az önce sıraladığım farklar açısından heteroseksüellere daha çok benzer olarak karşımıza çıkıyor (Van Wyk ve Geist, 1995). Dolayısıyla eğer cinsel yönelimler açısından bir “tercih”ten bahsedilecekse, biseksüellik bir tercih olarak değerlendirilmeye daha uygundur. Eşcinsellikte ise tercih ve seçim büyük oranda söz konusu değildir; biyolojik devrelerin doğal yönlendirmeleri söz konusudur.

Eşcinsellik neden var?

Normalde üreme işlevine yaramayan ve türün devamı için olumsuz görünen eşcinsellik davranışı sadece insanda değil bir çok canlıda görülmeye devam ediyor. Bunun biyolojik olarak kesin bir açıklaması yok; en olası ve makul neden, eşcinsellikle ilgili genetik özelliklerin, eşcinsel davranışa neden olmayan taşıyıcı bireylerde cinsel faaliyeti ve üreme şansını artırıcı bir etki yapıyor olabileceği. Benzer bir durumu otizm ve şizofreni gibi zihinsel rahatsızlıklarda da görebiliyoruz. Bunların hafif versiyonları insanların araştırıcı, kaşif ve yaratıcı bir zihne sahip olmasını sağlayabiliyor. Bu da türün selameti için olumlu bir özellik olarak nesiller boyunca korunuyor. Elbette uç durumlardaki davranış değişiklikleri, yani şizofreni ve ağır otizm gibi durumlar da bu çeşitlilik için ödenmesi gereken biyolojik bir bedel olarak düşünülebilir.

Hayvanlar aleminde eşcinsel davranışlar şimdiye kadar böceklerden memelilere 1500’ün üzerinde canlı türünde gösterilmiştir. New York hayvanat bahçesindeki çift olarak yaşayan erkek penguenler Roy ve Silo, en bilinen örnekler. Erkek sıçanlarla rahimde yan yana gelişen dişi sıçanlar, erişkinlik dönemlerinde dişilerle çiftleşme davranışı gösterebiliyor. Bu da rahimde fazla testosteron almalarına bağlanıyor. Bazı kuşlar, birden fazla erkek ve dişinin birlikte olduğu üçlü ve dörtlü birlikteliklerle yaşıyorlar. İnsana en yakın kabul edilen bonobo maymunlarında da bu uygulama çok yaygın ve cinsel amaçlardan çok barış ve sakinleşme amacıyla kullanılıyor. Filler, makak maymunları, zürafalar, kuğular ve balinalar başta olmak üzere, bir çok hayvan türünde çeşitli amaçlarla eşcinsel temaslar yaşanıyor. Mezbahalarda kesime götürülen boğaları izleyen herkes, o stresli ortamda bir çok erkek bireyin birbirleri ile çiftleşme davranışına giriştiğini gözlemleyebiliyor. Montana’da birbirlerine binen erkek sığırların beyinlerinde yapılan çalışmalar, insan eşcinsellerdekine benzer farklılıkların bu hayvanlarda da aynen geçerli olduğunu ortaya koyuyor. Bu örneklerin tümüne baktığımızda eşcinsellik, nispeten oranı düşük ama doğal bir varyasyon gibi görünüyor (Swaab, 2014).

Sebebi ve faydası ne olursa olsun, cinsel yönelim ve bunun davranışsal nedenleri konusunu henüz yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Yüzlerce yıldır dünyadaki bir çok kültürde, özellikle 19 yüzyıldan sonra batıda ve günümüzde doğu toplumlarında yaygın bir sorun olan eşcinsellik meselesini bu yeni bilimsel bulgularla yeniden ele almak şart.

Dinde bu meselenin yeri?

Eşcinsellikle ilgili bir çok tepki ve söylem, aslında dini temelli inançlardan ve geleneklerden kaynaklanır. Bir çok insan, eşcinsellik meselesinin özellikle İslam’da kökünden çözülmüş olduğuna emin. Toplumsal bir anomali olarak görülen eşcinselliğin ölüm veya hapis dahil bir çok yöntemle cezalandırılması gerektiği yönünde kesin görüşe sahip olan insanların sayısı az değil.

İslam fıkhında çift cinsiyetli doğan, tıpta da “hermafrodit” olarak bildiğimiz bireylere ilişkin bazı fıkıh hükümleri mevcut. Bunlara ara bir cinsiyet olarak “hünsa” dendiğini de biliyoruz. Fakat hermafroditizm eşcinsellikten çok farklı bir gelişimsel cinsiyet bozukluğudur. Bundan dolayı, zaten tıbben de dindeki fıkıh hükümlerine benzer uygulamalar yapılan çift cinsiyetlilik durumu, eşcinsellik için herhangi bir hüküm içermez.

Geleneksek İslami yaklaşımların bir çoğunda eşcinselliğin cezalandırılması, hapsedilmesi yahut ödürülmesi hükmü getirilmiş durumdadır. Halbuki bu durumu doğrulayacak Kuran’i ve Hz Peygamber’in (SAV) uygulamalarına dayanan kesin bir kanıt yoktur. Aksine, eşcinsellik konusunda Kuran’dan sıklıkla getirilen bir örnek olan Lut kavmi örneği, aslında dikkatli okunduğunda, bambaşka bir meseleden bahseder. Kur’anda, Lut kavmi erkeklerinin “kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yöneldikleri” için azaba uğramış olduğu anlatılır. Yani Lut erkekleri, eşcinsel olmadıkları ve normalde kadınlara şehvet duydukları halde, sadece zevkçi/hedonik amaçlarla erkeklere yönelen “biseksüel”lerdir. Biseksüellikle eşcinsellik arasında temelde bir çok biyolojik farklılık olduğundan daha önce bahsetmiştim. Dolayısıyla bu örneklerde kadınlara değil erkeklere ilgi duyan eşcinsellerle ilgili hüküm çıkartmak mantıklı değildir. Neticede doğuştan gelen bir yapısal farklılıkları nedeniyle erkeklere ilgi duyan erkekler ve kadınlara ilgi duyan kadınlar, zaten Lut örneğinin dışında kalır (Arslan, 2015).

Dahası, zayıf olmakla birlikte hadis kaynaklarında tam zıddı yönde bir örnek de dikkatimizi çekiyor. Vakıdi’den nakledilen ve başka hadis kaynaklarında da rastlanan bir anektoda göre, Asr-ı Saadet’te Mati ve Hit adında iki “cinsiyetsiz” kölenin birlikte yaşadıkları ve İslam Peygamberi’nin (SAV) bunlara müdahale etmediği anlatılıyor. Bazı yorumcular bunların “hünsa” yani çift cinsiyetli olduğunu söylerken, bazıları da “muhannes” yani eşcinsel olduğunu ifade ediyor. Normalde sahabeyle birlikte yaşayan Mati ve Hit bir gün aralarında konuşurken kadınlardan şehvetle bahseden bahislerini duyunca, Hz. Peygamber (SAV) onları Medine’ye yakın bir yere göndermiş. Sadece Cuma günleri erzak almak için Medine’ye gelirler ve daha sonra yaşadıkları yere geri dönerlermiş (Arslan, 2015).

Daha da önemlisi, sahabelerden birisinin “bunları öldür” demesi üzerine Hz. Peygamber (SAV) “Müslüman olan kimseyi öldüremeyeceğini” açıkça beyan etmiş. Bu anektod farklı hadis kaynaklarında da kabaca benzer şekillerde anlatılan ve yoruma açık, konumuz açısından da ilginç bir anektoddur.

İslam’da ne yasak?

İslam, neslin korunmasını en önemli düsturlardan birisi olarak merkeze alır ve zinayı kesin bir dille yasaklar. Zina yasağında sadece fiilin değil, fiilin neticesinde ortaya çıkacak çocukların nesep problemlerinin de önlenmesi amacı güdülür. Onun dışında bir de Kur’anda Lut kıssasında bahsedildiği gibi, cinsel zevkte “haddi aşmak”; yahut “insana fıtri olarak verilen keyfin ötesinde keyiflere dalmak” keskin bir dille yasaklanmıştır. Bunun dışında cinsellikle alakalı bir yasağa Kuran’da rastlamıyoruz.

Eşcinseller, kadın olsun erkek olsun, doğuştan, yani fıtraten cinsel güdüleri farklı yaratılmış insanlardır. İnsanların kendi itki ve duygularına hakim olamayacakları, onları ancak çok sınırlı oranda kontrol edebilecekleri gerçeği göz önüne alındığında, bir insana sırf eşcinsel olduğu için ceza ve çeşitli yaptırımlar uygulamaya kalkmak, fıtrata aykırı bir zulümdür. Günümüzde, eskiden var olmayan bir çok bilimsel yöntemle artık insanların cinsel davranışlarına ve bunlarla ilgili biyolojik donanımlarına dair çok daha fazla şey bilebiliyoruz. Fakat buna rağmen hala yüzyıllar öncesinin kısıtlı bilgileriyle üretilmiş yorumlardan ve bunların binbir bozulmadan geçmiş günümüz uyarlamalarından kurtulamıyoruz. Bu günkü bilgilerimiz ışığında bir eşcinsel bireyi “normal” olmaya zorlamanın, solak bir çocuğu sağ elini kullamaya zorlamaktan, yahut doğuştan ayakları olmayan bir insana “ayaklarını yıkayamadığı için abdest alamayacağını” söylemekten çok da farkı yoktur.

Kestirme bir çözüm kolaycılığına kaçmadan bu meseleyi uzun uzadıya düşünüp ele almanın zamanı geçiyor…

O zaman Müslümanlar eşcinsellik vakaları karşısında ne yapacak?

Bu bilgiler ışığında, eşcinsel bir çocuğunuz olduğunu düşünün. Ne yapardınız? Müslümanların eşcinsellik konusundaki tavrı, aslında bu sorunun yanıtı kadar net ve sadedir. Alışılmışın, bizim duygu ve düşüncelerimizin dışında da olsa, fıtrat gereği mevcut olan, Allah’ın irade ettiği bir yaratılış çeşitliliği olan eşcinselliğe nasıl yaklaşacağımızı, bilgi, görgü, insaf ve iman belirleyecektir. Tarihin her döneminde ezber ideolojilerin insanlara ne felaketler yaşattığı malumumuzdur. Akılla sorgulanmamış nice slogan ve ideoloji milyonlarca insanı peşine takarak yine milyonlarca türdaşının kanına girmesine bile vesile oldu ve olmaya da devam ediyor. O yüzden insan olarak, hele ki Müslümanlar olarak, bir tepki verip yargı koymadan önce çok ciddi düşünmeli, eldeki “veri”leri çok dikkatle değerlendirmeliyiz. Belki bir yüz yıl yahut beş yüz yıl önce, Allah’ın “öyle yaratmayı murad ettiği” bir insana sırf yaratılışından dolayı zulmetmek, bilgisizlikten dolayı belki bir nebze mazur görülebilirdi; ama bu gün, bu kadar bilgimizin olduğu bir dönemde, eskilerin ezberleriyle doğru iş yaptığımızdan emin olma konforunu artık terk etmemiz gerekiyor.

Eşcinselliğin seküler dünya görüşünün önemli kalelerinden birisi, önemli dayatma noktalarından birisi haline geldiğini de elbette gözden kaçırmıyorum. Zira “onur yürüyüşü/gay pride” gösterileri, hele ki İstanbul’da 2015 yılı Ramazan ayından düzenleneni başta olmak üzere, her türlü ahlaksızlık, sınır tanımazlık ve toplumsal değerleri tahkir bileşenlerini hakkıyla içeriyordu. Fakat Aliya İzzetbegoviç’in “yeryüzünün öğretmeni olmak için göklerin öğrencisi olmak gerek” sözlerini bir kez daha hatırlayarak, en azından Müslümanların, tavırlarını “terbiyesizliğe” göre belirlememeleri gerektiğini düşünüyorum. Eğer İslam dünyasının okur-yazar insanları, eşcinsellik gibi temel ve tartışmalı bir meselede yeni ve insanların önünü açacak ictihadlar/yorumlar üretebilirlerse, başta Hristiyan kilisesi ve gelenekçi İslam ekolleri olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde ezber dini inançlar nedeniyle ötekileştiren ve marjinalleşmeye itilen eşcinseller için de bir umut ışığının doğması zor değil.

İlk yapılması gereken şey, keyfi ve hedonistik amaçlarla farklı cinsel arayışlar sergileyen insanlarla eşcinselleri ayırabilmektir. Biseksüellik ile eşcinsellik arasındaki fark belirginleştikçe, konuyla ilgili daha serinkanlı değerlendirmeler yapabilir hale geleceğiz diye umuyorum. Eşcinsel çocuklar, çok küçük yaşlarından itibaren dışsal cinsiyetlerine zıt faaliyetler gösterebilirler ve bu durum erken yaşlarda kendini ortaya koymaya başlar. Dolayısıyla insanları mahkum edip zulme uğratmadan önce, tıbbi ve bilimsel yollara başvurmak en akıllıca, en insani ve en İslami yol olacaktır.

Özetle, Kuran’a baktığımızda, İslam dini açısından, başkalarına dayatma yapmadıkça, toplum ahlakını bozucu işlere yeltenmedikçe, kendi hallerinde yaşayan ve fıtratlarının gereği olarak herkes gibi rahatça hayatını sürdürmek isteyen eşcinseller için zorlayıcı veya dışlayıcı bir hüküm üretilemez. Eşcinselliğin neden biyolojik bir varyasyon olarak tüm canlılar aleminde var olduğuna, insanda bir “avantajı” olup olamayacağı konularına odaklanılarak bu konunun yeniden ele alınması gerekiyor. Ve uzunca bir süredir ihmale uğrayan bu tip netameli konuların ele alınması, İslam aydınlarının dünyanın kanayan bir çok ayrasına üretebilecekleri merhemlerin de yolunu açacaktır diye düşünüyorum. Zira ezberlerden hiç birimize fayda yok.

İnsanoğlu olarak, ilimden ve güncel bilgiden uzak kaldıkça, bilgi üretmeyi temel bir dert haline getirmedikçe, gelenek ve ezber bataklığına gömülüp kalmaktan başka seçeneğimiz maalesef yoktur. Kuran-ı Kerim, çağlar ötesi hitabıyla yine hepimizi her zaman aynı tehlikeye karşı uyarmaya devam ediyor; dinleyip dinlememek de bize kalmış durumda…

Yararlanılan (bazı) kaynaklar:

  • https://www.psychologytoday.com/blog/hide-and-seek/201509/when-homosexuality-stopped-being-mental-disorder
  • https://www.theguardian.com/science/2014/jan/28/dick-swaab-sex-brain-theories-men-women-sexuality-womb
  • http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/000689939090350K
  • http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/0165380688902313
  • http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0091302211000252
  • http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0091302211000203
  • http://brainblogger.com/2015/05/14/homosexuality-in-the-brain/
  • Van Wyk PH, Geist CS (1995). “Biology of Bisexuality: Critique and Observations”. Journal of Homosexuality28 (3–4): 357–373. doi:10.1300/J082v28n03_11.PMID 7560936.
  • Allen LS; Hines M; Shryne JE; Gorski RA (1989). “Two sexually dimorphic cell groups in the human brain.”. J Neurosci 9 (2): 497–506. PMID 2918374.
  • LeVay, S (Aug 30, 1991). “A difference in hypothalamic structure between heterosexual and homosexual men.”. Science 253 (5023): 1034–7.doi:10.1126/science.1887219. PMID 1887219.
  • Dick Swaab (2014) We are our brains: From womb to Alzheimer’s, Spiegel & Grau; S. 55-105.
  • Esat Arslan (2015) Şeriat Mekke’de tamamlandı. Kapı yayınları; S. 135-139.

Yorumlar

  1. Evren

    Hocam bebeğin ilk başta kız olduğu konusunda kesin diyemeyecem genel bir kanı bike yoktur bu konuda daha sağlıklı bilgi verilirse sevinirim siz öyle inanıyor olabilirsiniz tabi ona birşey diyemem ama çok faydalı bir yazı olmuş teşekkürler

  2. Burda bir şeyler yanlış gidiyor …. Hocam yazdıklarınıza katılmıyorum neyin savunması olmuş anlamış değilim veya neyin açıklaması kesin ve net, ne bilimsel ne de islami bir kanıt yok öncelikle Allah kuranda şöyle buyuruyor. “”Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.””rum 21 peki eşcnsl insanın buna hakkı yokmu allah neden öyle yarattı onu ? Hocam ben barlarda çok çalıştım sonradan gerçek müslümanlığı yaşamaya başladım. Hocam öyle kişileri çok tanıdı örğ. Biri diyoki allah beni böyle yarattı ben napim ful yalan başka biri yahova şahidi müslümanlığa sayardı sonrada biraz daha zaman geçti tanıdım gaymiş bazılarıda kadın gibi davranışlarını sempatik bulduğu için yani daha çok örnek verebirim. Ama şunu söyleyebilirim sadece şeytanın ve nefsinin insana bir tuzağı çevre ne kadar da etkili olsa da nasıl ki hiristiyan sonradan müslüman oluyorsa o kişilerde aslına dönebilir. Sadece seçim kuran derki . Fucura ve takva yani kötüyü ve iyiyi seçmeyi insanın İçine biz verdik.
    Siz kendiniz lut a s geçtiği ayeti söylediniz yani kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Yani eşcinsellik yok fıtratta? Sadece seçim eğer doğuştan öyle bir hal ile dünyaya geliyorsa şu soru akla gelebilir. Tüm İnsanlar doğuştan kötücül hislerle doğuyor. diyebilirmiyizki mahkemede hakim bey adamı ben öldürmedim doğuştan adam öldürme hissi var. Aynı bunu gibi de sakat doğula bilir kör oluna bilir ama ayetde dedidiği gibi huzur bulasınız diye ayağı bacağı kolu olmasada herkes mutlu huzurlu olmayı ister ve hakkıdır. Kitaplarınızı okurum ve seminer ve dergilerinizi takip ediyorum sürekli

  3. hiçkimse ..sadece bir organizma..!

    yine müthiş bi yazı..ve yine eksik bi son.tıpkı benim söyleyeceklerim gibi..tıpkı herkes gibi.bilimselaçıklamaları din ile noktalarken olacağı bu tabi. eşcinsel kaderi ve kaderyazıcı bağlamında bi daha düşünmeliyiz hocam.suçlu tanrı mı yoksa? yoksa ortada suç yok mu? ya yoksa bi tanrı? incil tevrat kayıp ?! zebur ya da yüce! kuranın atladığı eşcinseller biseksüeller vd.? ben iki çocuk babası ama onları anlamaya çabalamak ötekileştirmemek..hayırlısı be hocam..dün akşam havaalanı bombaLandı.tarandı.kader işte…bol şans size ve ailenize artık hayatta kalmak şans işi çünkü.sizi seven bir felsefeci…

  4. hiçkimse ..sadece bir organizma..!

    çağlar ötesi hitap haa ..ee ozaman niye bahsetmez demokrasiden insan hayvan haklarından eşcinsellikten biseksüellikten falan..yoksa hitap eden o değil mi?!

  5. Kamil Tiyekli

    Sayın hocam
    Ben K.Maraş’tan Kamil Tiyekli. Konferansa geldiğinizde tanışmış, konferans sonrası birlikte biryerlere gitmiştik belki hatırlarsınız.Yazınızla ilgili bazı itirazlarımı dile getirmek istiyorum.
    Elbette Allah insanları farklı farklı özelliklerle yaratmıştır, buna itiraz ancak gülünç olur. Ama hepsine aynı yasakları koymuş, aynı emirleri vermiştir. Mesela zekat ve sadaka konusunda emirler bellidir ve her bir insanın buna itaat etme zorunluluğu vardır. Hal böyleyken biz görüyoruz ki bu konuda insanların davranışları farklılıklar arzediyor, kimisi cömertçe sarfederken kimisi canını vermiş gibi hatta daha beter zorlanıyor. Ben doğuştan bazı insanların cömert yapılı bazılarının ise cimri yapılı olduğunu düşünüyor ve gözlemliyorum. Bilemiyorum acaba bu insanların beyin yapılarında bir fark var mıdır? Diyelim ki beyin yapılarında farklılık bulunuyorsa bunun cimri insanları zekat ve sadakadan muaf yapması düşünülebilir mi? Her insanın vazifesi kendine doğuştan verilen farklı özelliklerle “cihad” edip imtihanı başarmak değil midir?
    Kur-an’da nikahsız birliktelik zina olarak tanımlanıyor. Diğer taraftan nikahtan bahseden bütün ayetler karşı iki cins bağlamında geçiyor. Kur-an’ın aynı cinslerin nikahına dair en ufak bir iması dahi bulunmuyor. Allah’ın bazı insanları doğuştan böyle yarattığı ve eşcinselliğe onay verdiğini düşünürsek bunu vahiyde görmemiz gerekmez mi? Çünkü bu insanların yaptıklarının zina olmaması için nikah yapmaları icap eder. Hadi diyelim ki zina tanımı ancak karşı iki cins ilişkisini kapsıyor, yine de Allah’ın normal gördüğü eşcinsel birliktelik konusunda nikahtan bahsetmesi gereklidir çünkü ikisinde de eşlerin birbirlerinden cinsel olarak yararlanmaları söz konusu.
    Lut kavminden örnek veriyorsunuz. Kavmin erkeklerinin beyin yapısı eşcinsel olmadığını tespit edecek bir veri elimizde bulunmuyor dolayısıyla bu tamamen zanni bir yaklaşım. Pekala bu insanların bir kısmı sizin bahsettiğiniz şekilde yapısal olarak eşcinsel olabilir ve diğerleri de bunlara öykünmüş olabilir ama böyle bir ayrım yapılmadan toplu olarak azaba uğratılıyorlar ki bir ayrım yapılması gerekmez mi? O zaman o insanlar adaletsizlik yapılmış olmaz mı? Kaldı ki Hud suresi 79’da kavim “Bizim senin kızlarında gözümüz yok” derken pekala bunu kastetmiş, biz kadınlara ilgi duymuyoruz demiş olabilirler. Ayrıca Ankebut 28’de “Siz alemde daha önce kimsenin yapmadığı bir çirkinliği yapıyorsunuz” deniyor ki biz buradan daha önce eşcinsel yapılı bir insan olmadığını veya öyle olan insanların buna direndiğini anlayabiliriz. Ki daha öncede söylediğim gibi imtihan bazen doğuştan veya sonradan edindiğimiz özelliklerimizle mücadeleyi de içerir diye düşünüyorum.

  6. merve

    Müthiş bir yazı. Ellerinize sağlık. Keşke televizyonlarda gördüğümüz din adamları bu işin bilimsel boyutu hakkında fikir edinebilseler de ekranlardaki söylemlerini değiştirebilseler. Türk toplumu için etkili bir yöntem olabilir.

  7. Güvendiğim birinden fikir almak gibisi yok! Emeğinize sağlık, okumaya ihtiyacım olan bir konuydu. Sadece bilim “adamı” yerine “insanı” kelimesini ve aynı yaştaki bireyler için ya erkek-kadın/erkek-dişi, ya da oğlan-kız sözcüklerini kullanırsanız daha doğru olacağını düşünüyorum. Sevgiler…

  8. savaş

    yaa tam güzel güzel okuyordum hemen herkes gibi islam’ı aklamaya çalışmaya başlayınca yazıyı bıraktım.. bu nasıl bir kafadır yahu, açık açık ”sizden önce kimsenin yapmadığını yapıyor, karşı cinsi bırakıp hemcinslerinize mi gidiyorsunuz, siz hayattaki en çirkin şeyi yapıyorsunuz” ayeti ile homofobi kusan, insanlıkla aynı yaştaki bir olguyu sanki arap yarımadasında ve yeni ortaya çıkmış gibi kendi yarattığı dünyadan, kendi yarattığı doğadan bihaber bir ilahi güç figürü üzerinden emirler yazan arap kafasını trilyonlarca galaksinin sahibi bir tanrı’nın vizyonuna uygunmuş gibi kabul edebilmek için kendini kandırma yeteneğinizin gelişmiş olması lazım. bir türlü eşcinselliğin ve biseksüelliğin de tıpkı evrim gibi semavi dinlerdeki en büyük bilimsel çelişki olduğunu haykıramıyorsunuz! yok efendim o ayetlerde (araf 80-84’te) anlatılanlar biseksüellikmiş de bilmem neymiş de, biseksüellik olsa n’olacak, eşcinselliğe bilimsel yaklaşırken bu sefer biseksüelliğin doğuştan olduğunu atlayarak ”ama bak işte o tercihtir”e yakın bir imada bulunmak mantıksızdır. evet her iki cinse ilgi duyuyor olmak ilgi alanınızda 2 cinsiyet seçeneği olduğunu gösteriyor ama böyle bir özelliğinizin olması, yani bu özelliğin kendisi bir tercih değil, heteoseksüellik, homoseksüellik gibi bu da bir varyasyon, yani 3 temel cinsel yönelimden biri, buradaki nüansı atlayıp bifobi üretmemeye dikkat etmek lazım.

  9. Murat

    Çok iç açıcı araştırmalarınız için ellerinize sağlık muhteşemdi. neden o pis medya bizleri bu kadar kötü gösteriyor partiler bizi nefret objesi yapıyor neden hala bu kadar saçma zulüm dolu kin ve ayrımcılığın olduğu insanların intihara bu denle sürüklendiği dalga geçildiği bi toplumda yaşayabiliyoruz bu ülkeden kaçmak istiyordum ama umut ışıkları var görüyorum inşallah bunları medyada da sağlam bir şekilde açarlar.

  10. mehmet

    Süper.Hocam yüreğine sağlık.Bir solukta okudum ve anladım.

  11. Güzel bir yazı, teşekkürler.

  12. Bülent Demirbek

    Aslında anlattıklarınız biyolojik süreçlerin olması gerektiği şekilde işlediğizaman geçerli. Ya biyolojik süreçler arada olması gerektiği şekilde işlemiyorsa? Tek yumurta ikizleri doğma şansına sahip oldukları için, daha açık bir ifade ile gözümüzle gördüğümüz için farkındayız. Tek yumurta ikizlerini biliyoruz. Çift yumurta birizleri doğma şansına sahip olamadıkları için, onları göremediğimiz için yok farzediyoruz. ( Bu arada Allah her şeyi çift yaratmıştır. Tek yumurta ikizleri varsa, çift yumurta birizleri de olmalıdır.)
    Çift yumurta birizi ne demek kısaca izah etmem gerekecek.Tek yumurta ikizlerinde, döllenmiş yumurtanın, yani zigotun ikiye ayrılarak, ayrılan hücrenin bir canlı oluşturacak şekilde matürasyonuna devam etmesidir. Bu olayın tam aksi olarak, aynı anda veya farklı zamanlarda döllenen yumurtaların hayatlarının bir döneminde birleşip tek bir kişiyi oluşturacak şekilde hayatlarına devam ediyorsa?..
    Modern bilim bu sorunun cevabını vermiştir. Adını da TETRA GAMETİK KİMERİZM olarak koymuştur. Tetra gametik kimerizme sahip olarak doğan bireyler iki yumurta ve iki sperme ait 4 gameti taşırlar. Her şeyi zıddı ile biliyoruz. siyah-beyaz, gece-gündüz vs, vs… İkiz, karşısında bir şey yok. Doğmadıkları için bilmiyorduk. İkiz-biriz diyemiyorduk.
    “Hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?” Düşünmeye başlayalım o zaman. Tek yumurta birizini(TYB) oluşturan Zigot-Embriyo(ZE)lar, hangi cinsiyete sahip olabilirler? İhtimaller XX+XX, XX+XY, YY+YY olabileceğini söylüyor. XX+XX, YY+YY gametlerine sahip TYB’lerinde şimdiki bilgilerimize göre; bir sorun olmayacakmış gibi gözüküyor. (Belki sorun var da biz bilemiyoruz…) XX+XY gametlerine sahip TYB’leri acaba karşımıza hermafrodit, hünsa olarak mı karşımıza çıkıyor?
    düşünmeye devam edersek;ZE’ler hep eşit oranda mı birleşiyorlar? Biri henüz iki hücreli bir zigot olan XY, diğeri 98 hücreli XX (sayıyı 100 tamamlamak ve anlamayı kolaylaştırmak için 2 rakam ve 98 sayılarını verdim.) gametlerine sahip TYB’i baskın genotip XX olduğu için, fenotip olarak kadın cinsiyetine sahip olacaktır. Veya tam zıddı olarak iki hücreli bir XX zigotu, 98 hücreli XY embriyosu ile birleşirse. elbetteki baskın genotip, TYB’ini bize erkek fenotipi olarak sunacaktır. TYB’leri ergeliğe ulaşıp mesela 70 kiloya eriştiklerinde, XX baskın genotipli TYB’nin hücrelerinin 70 kgX%2= 1400 gramı XY genotipine sahip olacaktır.70 kiloluk kadının 68.6 kilogramı kadın,1.4 kilogramı erkek olacaktır. Veya tam zıddı. Oranlar elbette ki her zaman değişebilir. %2-%98 oranı teoriktir.

    Düşünmeye devam edelim. TYB’liği her zaman patoloji yapar mı? 1400 gramı oluşturacak hücreler sex organlarını ve beyni oluştup kalan 68.6 kg diğer organları oluşturuyorsa.Erkek fenotipine sahip TYB’inin beyni tamamen bir XX genotipli hücrelerden oluşuyorsa veya tam zıddı, Kadın fenotipine sahip TYB’nin 1400 gramlık beyni XY genotipine sahip hücrelerden oluşuyorsa…
    Düşünmeye devam ediyoruz. TYB’nin baskın olmayan resesif karakterdeki hücreleri sex gonadlarını oluşturuyorsa, diğer hücreler vücudun diğer organ ve kısımlarını…

    TYB’nin çekinik karekterdeki hücreleri baskın karakteredki beyni ve gelişimini de kendi çıkarları için değiştiriyorsa. Bizler bunu anatomik değişiklikler olarak görüyor ve saptıyorsak. Bu değişiklikleri cinsel kimlik bozukluklarının sebebi olduğunu düşünüyorsak. (Detektif katili buldum derken yanlış kişiyi tutukluyorsa 🙂 )

    Düşünmeye devam edersek; Cinsel kimlik bozukluğu oluşturmak için, tetra kimerik kimerizm’de olduğu gibi milyonlaarca hücre değil de mikrokimerizmde olduğu gibi 2-3 bin hücre yetiyorsa… Mikrokimerik 2-3 bin hücre beynin cinsel kimliği oluşturan bölgesini veya sex gonadlarının en hayati bölgesini işgal ediyorsa… Kişiyi fenotipine uygun olmayan cinsel dürtülere sevk ediyorsa…

    Düşünmeye devam etmeyip, bize ne bunlardan. Amerikalılar nasıl olsa bulur. Klasik tıp kitaplarına yazar, bizler de oradan okur, öğrenir bizi dinleyenler aktarırız mı demeliyiz?

    Ben bilemedim. Cevabı siz okuyanlarda. Kararı siz verin.

  13. Toprak

    Yazınızı tesadüfen internette okudum.Sonra merak ettim.Kim bu Sinan Canan sitenize bakıp diğer yazılarınızın bazılarını ve özgeçmişinizi okudum.Ben hormon tedavisi gören ve hala kendini sorgulayan trans erkeğim.İlk yazınızı beğenmem doğaldı.Sonra diğerlerin de de kendimi buldum.Ülkem için hala yapılabilecekler var gerçekten dedim.Çünkü düşündüklerim de yanlız değilim.Kaleminize sağlık.Umut oldunuz Allah razı olsun.Allah düşünebilen insanları eksik etmesin ülkemizden, yunuz yolumuz açık olsun.

  14. Sinan hocam sizi kitaplarınız yazılarınızdan yakın takip ediyorum. Hayatı anlama ve yorumlama anlamında benim ufkumu genişlettiniz. Bildiklerinizi bizimle paylaştığınız için Allah razı olsun.Başarılarınızın devamını dilerim.

  15. mehmet

    Hocam eşcinsellik hakkında yazdığınız yazıyı okudum ve üslubumu bağışlarsanız bence birşeyleri gerçekten fena halde yanlış anlıyor olabilirsiniz!

    Öncelikle nakli olanı akli olanla yorumlama arzusu şeklinde yorumladığım çabanızı samimi bir takdirle karşıladığımı belirtmek isterim. Fakat üzerinden yazınızı kurguladığınız temel dayanaklarda, iki adet oldukça bilindik mantık hatası var. Açtığınız tartışmayı önemsediğim için izninizle izah edeyim. Yazıyı doğrudan size ve bu işten anlayanlara yazdığım için gündelik bir dil kullanmayacağım

    Bu hatalardan ilki cum hoc ergo propter hoc olarak bilinir. (“S tipi olay her daim E tipi olay ile birlikte gözlemlenmektedir. Dolayısıyla S tipi olay E tipi olayın neticesidir.”)Bu tür mantık hatalarının en sık gözlemlenildiği biçim, korelasyona işaret eden verilerin nedensellik olarak yorumlanmasıdır. Sizin de bildiğiniz üzere korelasyon nedenselliğe yorulamaz. Eşcinselliğin doğuştan beyindeki farklılıklardan kaynaklandığına dair nedensellik iddiası içeren teziniz, kullandığınız verilerin doğası (sinir bilim çalışmalarının büyük bir kısmı gibi) korelasyonel olduğu için geçersizdir. Yani söyledikleriniz doğru olabilir. Yanlış da olabilir. Bunu bizimle paylaştığınız çalışmalar ışığında hiçbirimiz bilemeyiz. Çünkü bu çalışmalardaki veriler, korelasyonel veriler olarak a)üçüncü değişken ihtimalini b)nedensellik yönünündeki belirsizliği ve c)rastlantısallık ihtimalini ortadan kaldırmakta yetersizdir. Bu bağlamda üzülerek, eşcinselliğin doğuştan gelen nörofizyolojik özelliklerin bir sonucu olduğuna dair yargının formel mantık açısından çok da sağlam durmadığını belirtmek isterim.

    Yazıda karşılaştığımızı düşündüğüm ikinci mantık hatası ise petitio principii ya da begging the question olarak da bilinen döngüsel argümanın “doğaya yaslanma” biçimi.(“Doğal olan her şey iyidir ya da doğrudur. N doğaldır. Dolayısıyla N iyidir ya da doğrudur”),(“Doğal olmayan her şey kötüdür ya da yanlıştır. M doğaldır. Dolayısıyla M kötüdür ya da yanlıştır”). Bu tür argümanlarda önkabul cümlesinde yer alan “doğal” her zaman belirsiz ve değer yargılarıyla yüklü olduğundan sonuçta varılan yargı aslında en baştan kabul edilmiştir. Sizin eşcinselliğin “fıtrattan kaynaklanan”, biseksüelliğin “tercihe dayalı” özellikleri nedeniyle farklı muameleye tabi tutulmalarını savunan argümanınız da yukarıdaki hatadan muzdariptir ve yine formel mantık açısından sağlam görünmemektedir.

    Dolayısıyla ben bu yazıda a)zayıf argümanlar savunduğunuzu ve b)hedeflediğiniz sonuca varamadığınızı düşünüyorum.

    Hocam bundan bağımsız olarak evrim ve benzeri “netameli” başka konulardaki düşüncelerinizde de müşahade ettiğim “sünni ortodoksinin tümüyle içinde ve fakat pozitif bilimle içtihad kapısını zorlayan” üslubunuzun, “mahallede” birşeyleri değiştirmek konusunda pek de umut vaad etmediğini düşündüğümü de belirtmek isterim. Bu bağlamda Namık Kemal ve Afgani gibi islam modernleşmecilerinden bugüne sayısız kez denenmiş bu taktiğin başarılı olduğu bir örnek varsa başka bir yazıda bizimle de paylaşmanız halinde çok mutlu olacağım.

    Saygılar

  16. 49days

    Transseksüellik bir cinsel yönelim değildir, cinsel kimliktir. Biseksüellik ise heteroseksüellik ve homoseksüellikle beraber 3 ana cinsel yönelimden birisidir, bir tercih değildir. İslam dini ise homofobikliğin ve cinsiyetçiliğin dik alasını yapan uydurulmuş kurallar bütünüdür. Toplumsal cinsiyet kalıpyargılarınızla, eşcinsel erkekleri hetero kadınlara, eşcinsel kadınları da hetero erkeklere benzetmeniz de anca sizin gibi dini çerçeveden bakan dejenere bir bilim insanına yakışırdı. Siz de şu yazınızla doğruları söyledim zannediyorsunuz hee, aferin böyle devam edin. Ama şunu söyleyeyim siz İslamcılar asıl ahlaksızlarsınız, LGBTİ bireyleri sizin ahlak çerçevenize göre yaşamak zorunda değil, zaman ilerledikçe tarih sizin gibi müslümanları cehaletin baş temsilcileri olarak anacak.

    • Evren

      +1111111111111111111111

  17. Nesli

    Merhabalar,

    Soylesilerinizin ve yazilarinizin siki takipcilerindenim. Yukaridaki konuda soylemek,paylasmak istediklerim var sizinle. Kucuk yaslardan itibaren hem homoseksuel hem heteroseksuel yonelimlerim oldu fakat hayat arkadasimi karsi cinsimden buldugum icin sansliyim, hersey cok daha kolay oldu. Biseksuellerin hedonist olduguna yonelen bir taraflasma gozlemledim yazinizda nacizane. Sahsi fikrim insanlari temelde biseksuel olduklari yonunde: Neden? Aciklayayim. Cinseliginde yalnizca turun devamina hizmet etmekten ziyade bir cok seye hizmet ettigini dusunuyorum ve kendimce onaylayan kanitlar buluyorum. Cinsellik insanlarin iletisim yontemlerinden biri bence en basta. Surungen beyinde tek eslilik diye bir olgu yok haliyle. cinsel yolla bulasan hastaliklar oldugu gibi cinsel yolla bulasan asilama, yarali bakteri transferi gibi ihtimallerin olmasi, bununda insanlari cinsiyet ayirmaksizin arzulamaya yoneltebilecegini dusunuyorum. sadece cinsel birlesme ve bunun yol actigi birlikte gecirilen surede bile insanlar bircok fikir, huy, yontem ogrenip gelistirebilir. Hasili bence biseksuellikte insanin hayatta kalma ve hemcinsinden kazandiklarini yeni nesie gecirebilmesi sureti ile dogal gorulebilir mi acaba?sizden cevap duyabilirsem ne mutlu bana.

    Sevgiler

  18. Evren

    Yazınızın amacının eşcinselliğe önyargılı ve yanlış yaklaşımları bilimsel ve tarihsel süreçlerle aydınlatmak olduğunu varsayıyorum. Fakat eşcinsellik konusunda bilgilenmiş, bunun kalıtsal altyapısını araştırmış bir kimsenin biseksüelliği “hedonistik”,”sapkınlık”, “sonradan seçilen bir şey”, “kararsızlık” olarak nitelendirebilmesine, Lut kavmindeki tecavüzcüleri “biseksüel” ilan etmesine anlam veremiyorum. Kaş yaparken göz çıkartmışsınız adeta.Eğer Tanrı’nız sizi eşcinsel yarattıysa biseksüel de yaratabilir. Heteroseksüel doğmuş birisi kendini zorlayarak hemcinsinden hoşlanamaz.Bunu kabul etmek bizi eşcinselliğin de bir seçim olduğunu kabul etmeye götürür, ki değildir. Yazınınzdaki hatalı kısımları tekrardan gözden geçiçrmelisiniz.

    • Amacım o, bu metin biraz daha gelişecek yakında. Teşekkürler katkılarınız için…

  19. Ahmet

    Hocam gerçekten bilimsel güzel bir yazı olmuş. Kendi tarzınızla yine din-bilim köprüsü kurmaya çalışmışsınız. Din ve bilimi birbirine mutlak bağlamamız gerekmez bence. Çünkü elbet bir yerde bağı kuramayız ve din veya bilimi seçmek zorunda kalırız 🙂 en iyisi ikisini ayrı düşünmek. Siz ayrı düşünmüyorsunuz. Madem ayrı düşünmüyorsunuz, ben de size bir yardımda bulunayım. Homoseksüelliğin toplumdaki oranını düşünelim. %10 diye kabul edelim. Erkeklerde %10 olması gereken oran %100’e yaklaşabilir mi? Lut kavminde neden toplumun neredeyse tamamı eşcinsel davranışlar gösterdi. Eşcinselliğin patofizyolojisi tam bilinmese de herhangibir dış etken ile eşcinselliğin bu kadar artması bence olası değil. Yani onlar sizin de dediğiniz gibi organik birer eşcinsel değiller. Organik eşcinsel olmadığı halde eşcinsel davranışta bulunmak da sapıklıktır. Belki Allah bu yüzden cezalandırdı. Belkiden öteye gidemeyiz zaten 😄

  20. apajsj

    “Biseksüellerde yapılan çalışmalarda, az önce eşcinsellik için bahsedilen biyolojik bulguların çoğuna rastlamıyoruz.”

    “Yani Lut erkekleri, eşcinsel olmadıkları ve normalde kadınlara şehvet duydukları halde, sadece zevkçi/hedonik amaçlarla erkeklere yönelen “biseksüel”lerdir.”

    Peki ileride bir gün, biseksüelliğin biyolojik bulgularına rastlayacak olursak, “Lut erkekleri” ni ne ile suçlayacağız?

  21. onemli degil

    Hocam selamlar

    Araştırmalarınızı ve bilimsel verilerle yaptığınız bu analizinizi beğenerek okudum. Fakat şu noktada farklı düşünüyorum. Eşcinsel bireylerin beyin yapısı olarak o şekilde doğduklarını, beyinlerinin o şekilde çalıştığını kanıtlamak ya da göstermek, bu bireylerin yaradılışlarının doğal sonucu olarak, eşcinsel eylemlerde bulunmalarının dinen hiç bir sakıncasının olmadığı anlamına gelmez diye düşünüyorum

    Heteroseksüel bir çok erkek, evlendikten sonra da beyin yapıları, hormonları, yaradılışları gereği karşı cinsten (evlilik dışı) başka bireylere ilgi duyabilir ve ilişkiye girmek isteyebilir. Bu bireylerden beklenen, yaradılış yapıları o yönde olsa dahi, kendilerini tutmak ve bu isteklerinin eyleme dönüşmesini engellemektir dinen. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Demek istediğim, doğuştan beyin yapımız sebebiyle hissettiğimiz her şeyi özgürce yaşamamızın doğru olmadığı. Hormonal olarak cinsel anlamda diğer bireylerden çok daha aktif, çok daha doyumsuz ya da kendini çok daha zor tutan insanlara, “sizin yapınız bu, tutmayın kendinizi” diyemeyeceğimiz gibi, doğuştan eşcinsel yönelimde olan birine “sen böylesin, istediğini yap” diyemeyeceğimiz düşüncesindeyim. Tıpkı evli iken, farklı bireylere duyduğu ilgi sebebiyle “yapacak bir şey yok, senin doğan bu” diyemeyeceğimiz gibi.

    Dini açıdan eşcinsel bireylere, sırf eşcinsel oldukları için bir eziyette bulunulmaması yönündeki görüşünüzü desteklemekle beraber, bu bireylerin dürtülerini eyleme dökmelerinde hiç bir sakınca olmadığı yönündeki düşüncenizin dini yönden doğru olmadığını belirtmek istedim. Tıpkı heteroseksüel bireylerin her istediklerini yapamayacakları gibi. Burada cinsel yönelim ayırımı yapmıyorum. İnşaAllah demek istediğimi anlatabildim.

    Allah çalışmalarınızda kolaylıklar nasip etsin. Selamlar.

    • onemli degil

      Yukarıdaki yoruma ek olarak, anal ilişkinin doğallığı, zararları ve biyolojik açıdan uygunluğu/uygunsuzluğu yönünden yapılan biyolojik bir araştırmanın da, fikirleriniz açısından önemli noktalar getireceğini düşünüyorum. O yönden de “doğallığı” bir biyolog olarak incelemenizi öneririm naçizane. Aşağıda linkini yolladığım ve bir tıp doktorunun araştırılmasıyla yazılan bu yazıyı da bilgilerine sunuyorum. Belki eklemek ve düzeltmek istediğiniz, katıldığınız yerler olabilir.

      https://hakkadavet.alimallah.com/anal.pdf

  22. onemli degil

    Yukarıdaki yoruma ek olarak, anal ilişkinin doğallığı, zararları ve biyolojik açıdan uygunluğu/uygunsuzluğu yönünden yapılan biyolojik bir araştırmanın da, fikirleriniz açısından önemli noktalar getireceğini düşünüyorum. O yönden de “doğallığı” bir biyolog olarak incelemenizi öneririm naçizane. Aşağıda linkini yolladığım ve bir tıp doktorunun araştırılmasıyla yazılan bu yazıyı da bilgilerine sunuyorum. Belki eklemek ve düzeltmek istediğiniz, katıldığınız yerler olabilir.

    https://hakkadavet.alimallah.com/anal.pdf

Yorum Yollayın Bilelim