Evrimsiz eğitim olur mu?

Milli eğitim bakanlığının ortaöğretim için internet sitesinde görüşe sunduğu müfredat taslağını sosyal medyadaki “evrimsiz müfredat” etiketleriyle duydum. Konu alanımla ilgili olduğu için bir çok kişi görüş istiyordu ve evrim kuramına dair konuların müfredattan çıkartıldığından bahsediyordu. Öyle bir şey olamayacağına emin olarak sunulan dosyaları inceledim ve çok ilginç bir şekilde iddianın doğru olduğunu gördüm.

Elbette bu dosyalar henüz bir taslak halinde. Fakat taslak hazırlanırken dahi günümüz biyolojisinin, hatta biliminin temelini oluşturan evrim hakkında hiç bir ibarenin yer almıyor olması, burada bilimden başka etkenlerin rol aldığını gösteriyor.

Evrim ve Evrim Teorileri farklı şeylerdir

Evrim, tabiatta açıkça gördüğümüz bir gerçektir; aynen yerçekimi, yahut elektromanyetik kuvvet gibi. Ve yine aynen bu etkiler gibi, mekanizması tam bilinmemektedir. Bu nedenle bu tip “olguları” yani etkilerini her yerde gördüğümüz oluşları “açıklamak” için çeşitli “kuramlara” yahut “teorilere” ihtiyaç duyarız. Einstein yahut Newton’un kütle-çekim kuramı, Maxwell’in elektromanyetik alan kuramı, Lorenz’in kaos kuramı, yahut kuantum kuramı gibi kuramlar, aynen Darwin’in evrim kuramı gibi, olguları açıklamak için başvurulan kavramsal açıklamalardır. Bilimsel teorilerin hiç birisi tam anlamıyla ispat edilmiş değildir; atomun yapısı bile aslında teoriler aracılığıyla bildiğimiz bir şeydir. O nedenle bilimde artık eskiden olduğu gibi “kanun” kelimesini çok fazla kullanmıyoruz.

Darwin’in evrim kuramını beğenmiyor olabilirsiniz; ama bu evrim gerçeğini reddedebileceğiniz anlamına gelmez. Evrim olmadan günümüzde ne biyolojiyi anlatabilir, ne canlıların sınıflandırılmasını açıklayabilir ne de aşı ve ilaç geliştirme dahil tıbbın temelini oluşturan bir çok uygulamayı izah edebilirsiniz. Bunlar ancak canlıların akrabalığı ve evrimsel ilişkileri bağlamında anlam kazanabilecek konulardır. Mesela söz konusu müfredat taslağında “canlıların sınıflandırması” diye bir konu var; ve mesela kuşlar bir kaç yıldır “sürüngenler” sınıfında; insanlar da ta baştan beri “primatlar” grubunda sınıflandırılır. Evrim anlayışı olmadan bunların açıklanabilmesi, anlatılabilmesi dahi mümkün değildir.

Sunulan taslak dosyalarda Darwin ve evrim kelimeleri bir kez bile geçmezken, hemen hepsi evrim görüşünün üzerinde katkısı olan Linneaus ve Crick gibi bir çok araştırıcının ismini görmek de ayrıca ilginçtir. Bu taslağın aceleyle hazırlandığını ve bu isimlerin yanında hemen hepsinin ilham aldığı Darwin’in “unutulmuş” olabileceğine inanmak için kendimi zorluyorum. Eğer unutulmamış ve kastılı olarak dışarıda bırakılmışsa, burada çok ciddi bir “cürüm” var demektir.

Darwin’in evrim kuramı tek değildir. Stephen J. Gould’dan Rupert Sheldrake’e kadar bir çok biyolog kendi açılarından evrim olgusuna farklı açıklamalar getirmeye çalışıyorlar. Benim bile konuyla ilgili henüz tam olgunlaştıramadığım fikirlerim var ve bu fikirler Darwin’in ve diğerlerinin açıklama teşebbüsleri olan teorilerden bazı açılardan farklılık gösteriyor. Bunların tamamı ve daha fazlası, evrim denen “gerçeği” açıklama çabaları. Tabii eğer böyle bir gerçeği görecek kadar meraklı değilseniz, doğada gözlem ve araştırma yapmıyorsanız, böyle bir teoriye falan da ihtiyacınız yoktur.

Bu gün tüm dünyada Darwin’in ortaya attığı ve zaman içerisinde başta moleküler ve genetik bilgilerin artmasıyla defalarca yenilenen Darwin’ci evrim açıklaması, sınanabilir, gözlemlenebilir, öngörüde bulunabilir en güçlü kuram olarak ortada durmaktadır. Beğenmeyebilirsiniz, ama eğer durum buysa yerine koyacak daha iyi bir fikriniz olması gerekir.

Darwin ve evrim kuramını inanca bağlı nedenlerle beğenmeyen hemen herkes “alternatiflerin de okutulmasını” önerirler. Fakat ne kadar sorarsanız sorun, bu kurama alternatif olarak herhangi bir fikrin ortaya konulabildiğini göremezsiniz; zira yoktur. Mesela, canlıların ayır ayrı yaratıldığı veya “pat” diye dünyada arz-ı endam ettiğine dair hiç bir gözlemsel kanıtımız yoktur (o nedenle de yaratılış kuramı diye bir şey yoktur; inanıyorsanız zaten evrim dahil her şey yaratılmıştır). Fakat tam olarak her safhasını açıklayamasak da canlıların belli bir yapısal ve zamansal sırayla dünyaya geldiklerini göstermek için milyonlarca kanıtımız mevcuttur (o nedenle evrim açık bir gerçektir). Birilerinin “yok” demesiyle yok olmaz. Bilim insanlarının işi bu süreci açıklamaya çalışmak, bilim öğrencisinin işi de bu konuları detaylarıyla öğrenmektir.

Eğer bu vahim hata “inanç” adına yapılıyorsa, daha önce hem benim Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler adlı kitabımda, hem de piyasada bulabileceğiniz bir çok kitapta bu konuda detaylı değerlendirmeler okuyabilirsiniz. İslam inancı bilimin herhangi bir dalıyla, özellikle de evrimle çelişmez; tam tersine, canlılığın nasıl yaratıldığını anlama işi tüm Müslümanlara “emir” olarak verilir (Ankebut-20). Evrimle sorunu olan inanç, sırf Müslümanların yüzlerce yıllık canlılık görüşüne beniyor diye Darwin’in görüşlerine karşı çıkan Katolik ve Evangelist Hrsitiyanlık damarıdır. Yani mevzunun bu anlamda İslam ile bir ilgisi yoktur.

Bilim ve kültürle sırf keyif ve ideoloji için oynamak felaketlere neden olabilecek kadar tehlikelidir. Bu nedenle, nasıl ki tedavi için hekimlere danışıyoruz, evrim ve biyoloji konularını da lütfen alanda biyoloji çalışan, bu konuda mesai harcayan insanlara danışalım. Zira alanda ve laboratuvarda biyoloji ile çalışıp da “evrim yoktur” diyen kimseye ben henüz rastlamadım. Evrim karşıtlarının tamamı, olayı masa başında çözmeye çalışan ve bilimsel araştırma içinde aktif olarak bulunmayan kişilerdir.

Neticede ortada ciddi bir hata var ve bu elim hatadan bir an önce dönülmesi gerekiyor. 

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on email
Email
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on linkedin
LinkedIn