Beden üzerinden “zihin kontrolü”?

Bilim, Güncel, Sinirbilim

İlk defa bir üniversite öğrencisi olduğum sıralarda, kişisel gelişim kitaplarının önderlerinden olan kitaplardan birisi o günlerde bir çok insanın olduğu gibi benim de gündemime girmişti. Anthony Robbins’in yazdığı “İçinizdeki Devi Uyandırın” başlıklı kitap, ardından gelecek binlerce taklit ve benzerlerinin ilk ve en etkili örneklerinden birisidir; bilenler bilir. Kitabı süratle okuduğumu hatırlıyorum (belki de beyin meselesi ile ilgilenmemde önemli bir payı bile olabilir). Kitapta, motivasyon anlamında bir çok ilginç ve dikkate değer tavsiye ve olay aktarılıyordu. Ama bunlar arasında o dönemde bana en garip gelen tavsiye, her sabah, hatta fırsat bulduğumuz her durumda, bir aynanın karşısına geçip, kendi kendimize “sırıtmamızı” öneren kısımdı. Robbins bunu önerirken, “yüzünüzeki gülme kaslarıın faaliyetlerinin beyninize etki yaparak sizi mutlu bir ruh haline sokacağını” anlatıyordu.

Bir kaç kez denedim tabii; fakat alışmamış birisi için ayna karşısında sabahın köründe kendi kendine “maymunluk yapmak” gerçekten de zor bir iş ve ciddi motivasyon istiyor! Fikir o dönemlerde bana ne kadar saçma gelse de, bu ilginç tavsiyeyi defaatle denediğim için hiç unutmadım. Ayrıca bana sorarsanız, işe de yarıyordu, ama bunu kimseye anlatmaya cesaret edememiştim.

Yıllar sonra, sinirbilimleri alanında eğitimimize başladığımız dönemler içinde, sinir sisteminin çalışmasına dair hayret verici bilgiler ardı ardına yapmaya başladı. Bunların bir kısmı öğrenmemiz gereken teknik detaylardı; bir kısmı ise, bildiklerinizi birleştirerek yeni anlamlar üretmenizi zorunlu kılan birleştirici (integratif) sinirbilimlerine dair konulardı.

Ayna karşısındaki “kendi kendime sırıtma” tecrübelerimin de etkisiyle, benim dikkatimi en çok çeken konu “Bedenlenmiş Biliş” (Embodied cognition) denen meseleydi. Aslında felsefi bir mesele olan bedenlenmiş biliş, bilişsel durumların, insan vücudunun duruş ve hareketleri tarafından belirlendiğini öne süren bir görüştü. Fakat günümüzde elde ettiğimiz deneysel bulgular, meseleyi sadece düşünsel bir yorum olmaktan çıkarıp, ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor.

Beden durumu bilince nasıl etki eder?

Bedenlenmiş biliş ile ilgili çarpıcı örnek ve önerilere geçmeden, çok kısaca, bedenimizin duruşunun nasıl olup da bilişsel dünyamıza, yani zihnimize etki edebildiğine kısaca bir bakalım:

Beynimiz ve omuriliğimizden oluşan merkezi sinir sistemimiz, bedenimizdeki bütün süreçlerin üst kontrol santrali gibi görev yapar. Bunu yaparken, bedenin her noktasından, çeşitli duyu organlarımız aracılığıyla aldığı verileri kullanır ve bu verileri değerlendirerek, nasıl bir tepki veya tepkiler dizisi üretilmesi gerektiğini hesaplar. Merkezi sinir sistemimize bilgi taşıyan temel duyularımızı biliyoruz: Görme, işitme, koku, tat ve dokunma, bildiğimiz o ünlü beş duyumuzu oluşturur. Bunun dışında ağrı, kaşınma, gıdıklanma gibi duyulara da aşinayız. Zira bu tip duyuları kimi zaman tamamen, kimi zaman da kısmen, “bilinçli” olarak algılayabiliyoruz. Fakat merkezi sinir sistemimize bunların hepsinden çok daha fazla bilgi aktaran başka duyu sistemlerimiz de var. Biz bunları bilinçli olarak hissetmediğimiz için genellikle varlıklarından haberdar bile değilizdir. Bu duyu, bedenimizin durumu hakkında son derece detaylı bilgileri beynimize ve omuriliğimize aktaran “beden duyuları” dediğimiz duyulardır. İç organların gerginliği, eklemlerimizin açısı, derimizin gerginliği, kaslarımızın boyu ve boylarındaki değişimin hızı, tendonlarımıza binen yük miktarı, derimizin altındaki katmanlardan taşınan farklı tipte hisler… Bu ve bunlar gibi onlarca farklı duyu tipi, biz farkında olmasak da, her saniye milyonlarca “bit”lik duyu bilgisini merkezi sinir sistemimize aktarır. Bu duyular sayesinde beynimiz, bedenimizin nasıl bir hareket yaptığını, uzaydaki üç boyutlu bedensel durumumuzu, az sonra yapacağımız bir hareket için yüzlerce kasımızın her birine nasıl emirler göndereceğimizi ve daha nice karmaşık hesaplamayı, bize hiç fark ettirmeden her an gerçekleştirir. Kısacası, bedenimizin her türlü durumuna dair bilgiler, hiç durmaksızın sinir sistemimize adeta “akmaktadır” desek, yeridir.

Hal böyle olunca, bedendeki her türlü değişiklik, beynimize bilgi olarak gönderilir ve beynin tepki vermesin sürecinde bu bilgiler esas olarak alınır.

Bedenimizin zihnimize ettikleri

Bedenlenmiş biliş konusundaki örnekler gerçekten çok eğlenceli ve öğreticidir. Öncelikle, şu ilk tecrübemize gelelim:

Ayna karşısında sırıtmak, gerçekten de insan beyninin “kendini daha mutlu hissetmesine” neden oluyor! Yüzümüzdeki gülme kaslarından çıkan “geri bildirim” sinyalleri, beynimize “komik ve keyif verici bir durum” olduğunda verilern sinyallerle aynı olduğu için, beynimiz, daha önceden devreye soktuğu bağlantıları yine devreye sokuyor ve biz “daha mutlu” hissediyoruz.

Bu konuda bir başka deney, mizahi bir yazı okuyan insanların bir grubuna “dişlerinin arasında yatay olarak bir kalem tutmaları” söylendiğinde neler olduğunu göseriyor. Bu şekilde, bir kalemi dişlerinizin arasında yatay olarak ısırıp dudaklarınızı gerecek bir duruşla metni okursanız, metni ağızlarında kalem olmadan okuyanlara göre daha “komik” buluyorsunuz! Yanak kaslarındaki kasılmalar, espri anlayışınızı doğrudan etkiliyor.

Yakın zamanda yayınlanan bir başka çalışmada ise, güneş gözlüğü takmanın insanları güneşli havalarda daha sakin yaptığını gösteriyor. Hepimizin bildiği gibi, güneşli bir günde açık havada bulunmak, refleks olarak kaşlarımızı çatmamıza neden olur. Bu refleks aslında gözümüze giren ışık miktarını azaltmaya yöneliktir. Fakat yüzümüzün şekline dikkat edersek, çatılan kaşlarımız, kzgın olduğumuzdakine çok benzer bir yüz ifadesine bürünmemize neden olur. Yine aynı bedensel geri-bildirim mekanizması nedeniyle, göze gelen yoğun güneş ışığı, insanları daha sinirli yapıyor. Bunun önüne geçmenin en kolay yolu ise, bir güneş gözlüğü kullanmak; yahut diğer insanlarla bir mesele halledeceksek, glölgelik bir yer bulmak…

“Bedenlenmiş biliş”ten gelen ipuçları

Son olarak sizlere kısaca zihinsel performansınızı belli amaçlar doğrultusunda yönetmenize izin verecek bazı bedensel ipuçlarından bahsedelim:

  • Kendinizi zayıf veya güçsüz hissediyorsanız; yahut topluluk karşısında konuşmak gibi cesaret isteyen bir göreviniz varsa, mikrofona geçmeden önce, sessiz-sakin bir yerde, sadece iki dakika boyunca “açık duruş” dediğimiz bir duruşta bekleyin (mesela, ayakta, ayaklar iki yana açık, eller belde ve omuzlar dik; “Süpermen duruşu”). İki dakika sonunda kan dolaşımınızda stres işareti olan kortizol hormonunun miktarı ciddi oranda azalırken, cesaret verici testosteron miktarında ölçülebilir bir artış olacak. Etkilerini de hemen hissedeceksiniz.
    Güç veren duruşlara örnekler...
    Güç veren duruşlara örnekler…
    Güçsüz duruş örnekleri
    Güçsüz duruş örnekleri
  • İrade gücünüzü artırmak istediğinizde, kaslarınızı hafif sıkıp gevşeterek yapacağınız bir egzersiz çok faydalı olacaktır. Gergin kaslar, iradeyi kuvvetlendiriyor (karatecilerin kiremitlere vurmadan önceki halini hatırlayın!).
  • Çözülmesi zor bir probleme daha iyi yoğunlaşmak istiyorsanız, bir dakika kadar kollarınızı kavuşturmayı deneyin. Çaprazlanmış kolların “sebatı” artırdığı deneysel olarak gösterilmiş durumda.
  • Kısa bir süre sırt üstü uzanmanın alternatif düşünceler üretmenizi kolaylaştıracağını biliyor muydunuz? Kolları kavuşturmak yeterli gelmezse, bir de bunu deneyin…
  • Hazır yere uzanmışken bir 10 dakika kestirmeye ne dersiniz? 10 dakikalık hafif bir uyku (ama daha uzun olmasın) bilişsel performansı dikkat çekici ölçüde artırıyor.
  • Konuşurken elimizin kolumuzun sürekli hareket ettiğine dikkat ettiniz mi? Boşuna değil: Konuşmanıza eşlik eden beden hareketleri (jestler) hem daha kolay konuşmanızı, hem de mesajın karşıya daha net ulaşmasını sağlıyor. İnanmıyorsanız, ağzınızla “evet” derken, başınızı “hayır” anlamında iki yana sallamaya çalışın; yahut tersini yapın!
  • Karşınızdaki insanın duygularını daha iyi anlamak istiyorsanız tek yapmanız gereken onun hareketlerini taklit etmek. Fazla abartmazsanız, empati kurmanın en iyi yollarından birisidir.
  • Farklı bir aksanda konuşulan dili anlamakta zorlanıyorsanız, o aksanı taklit etmeye çalışın. Taklit ettikçe, daha iyi anlamaya başladığınızı fark edeceksiniz…

Evet, bedeninizle zihninizi kontrol etmek aslında bu kadar basit olabilir. Denemeye değer…

Kaynaklar:

http://www.spring.org.uk/2014/08/the-item-of-clothing-that-can-help-people-feel-less-angry.php

http://www.spring.org.uk/2011/03/10-simple-postures-that-boost-performance.php

http://blog.bufferapp.com/improve-my-body-language-secrets

3-D filmler aslında kaç D?
Kıyamet sarmalı: Zulme karşı zulüm

İLGİLİ YAZILAR:

Ömrümüzden uzun kavgalar

Yarım asra yakın zamandır bu ülkede yaşıyorum. Yetmişlerde küçük bir çocuktum; seksenlerde erken gençlik, 90’larda delikanlılık, 2000’lerde erişkinlik ve şimdilerde de orta yaşlılık dönemlerinden geçerek, çok şükür, devam ediyoruz nefes…

Soru: Beyin bir bilgisayar mıdır?

Cevabı hemen baştan vereyim: Hayır değildir. Beyin bir bilgisayar, bir bilgi-işlem makinası değildir. Peki neden beyinle ilgili hemen her yazıda ve yorumda beynin bilgisayar-vari özelliklerini okuyor, bunlar üzerinden bolca mantık…

Zihnimizin gizli hazinelerinden bir numune: Örüntü algısı

Etrafımızda olan biten olayları, gördüğümüz nesne ve biçimleri, yahut etrafımızdaki çeşitli davranış biçimlerini anlamak yahut anlamlandırmak için akıl yürütme melekelerimizi kullanıyoruz. Zihnimizin önemli yeteneklerinden bir tanesi, etrafımızda olan-biten ve gözümüze…